Ubuntu MATE 15.10 hakkındaki görüşlerim ve önerilerim

Uzun süreli bir Fedora MATE kullanıcısı olarak son zamanlarda yaşadığım bazı sorunlar nedeniyle farklı bir dağıtım arayışına girmiştim.

Elementary OS dahil birçok dağıtımı denedikten sonra arkadaşlarıma ve müşterilerimize önerdiğimiz Ubuntu MATE‘i tekrar denemeye karar verdim.

Fedora, son derece hızlı güncellenen ve başarılı bir işletim sistemi. Red Hat Enterprise Linux (RHEL) tarafından desteklenmesi ve aslında RHEL dağıtımları açısından bir deneme ortamı olması nedeniyle özellikle çekirdek (Linux Kernel) güncellemeleri ve diğer kritik güvenlik güncellemeleri hemen yayınlanıyor. Bu durum da zaman zaman stabilite sorunlarına yol açıyor.

Bu hıza ihtiyacım olmadığına, stabilitenin benim açımdan daha önemli olduğuna karar verdim.

Herşeyden önce Ubuntu MATE (15.10) kurulumu tamamıyla sorunsuz gerçekleşti. Ardından benim açımdan önemli uygulamaları kurdum ve test ettim, tümü başarıyla çalıştı.

Zaman zaman ihtiyaç duyduğum bir HTML editörü olan KompoZer resmi Ubuntu depolarından çıkarıldığı için Ubuntu topluluğunun yardım sayfalarında bulduğum bir yöntemle KompoZer’i de kurabildim.

Yeni bir sabit disk üzerine kurulum yaptığımdan, bir önceki diskimi USB portu üzerinden bağlayıp tüm verilerimi ve ayarlarımı Ubuntu MATE’e aktardım.

Yazıcı ayarlarımı kopyalamak da son derece kolay oldu. Eski diskimdeki /etc/cups klasörünü ve ev dizinim altındaki .hplip klasörünü yeni diske aktarınca işlem tamamlandı (ayrıntılı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz)

Bu yazı zaman zaman güncellenmeye devam edecek…

Hangi Linux Dağıtımı?

Aşağıdakine benzer sorular müşterilerimiz tarafından sıkça gündeme geliyor;

“GNU/Linux kullanımı kolay mıdır?”

“GNU/Linux kurunca sürücü problemi yaşar mıyım?”

“Hangi GNU/Linux dağıtımını kullanmalıyım?”

Evet, GNU/Linux kullanımı kolaydır. Birkaç sene önce “kullanıcı” seviyesindeki birine bunu söylemek pek mümkün değildi ancak durum artık çok farklı.

Sürücü konusunda gelince; GNU/Linux dağıtımlarının temelini oluşturan Linux çekirdeğinin (kernel) güncel sürümleri, piyasada satılmakta olan bilgisayarların neredeyse tümünü sorunsuz olarak çalıştırabilecek sürücüleri bünyesinde barındırmaktadır. Kısaca; Güncel GNU/Linux dağıtımlarının hiçbirinde sürücü problemi yaşamazsınız.

“Hangi dağıtım?” sorusunun yanıtı birden fazla. Benim önereceklerim;

“Yok ben kendim seçmek istiyorum!” derseniz, sorulacak sorulara vereceğiniz yanıtlar çerçevesinde size uygun dağıtımı önerecek bir araç var; Linux Dağıtım Seçicisi (Linux Distribution Chooser). Üstelik Türkçe!

Linux cephesinde son durum

Linux Kullanıcıları Derneğinin üyesi sıfatıyla farklı üniversitelerde verdiğim seminerlerde (tabii ki Linux konulu) bu işletim sistemi hakkında sahip olunan fikirlerin genel anlamda son derece yetersiz olduğunu gözlemledim.

İlgilenmek isteyip de fırsat bulamayanlar veya bir başlangıç noktası arayanlar için Linux dünyasında olan bitenleri kısaca özetlemek istiyorum bu yazımda.

Masaüstü cephesi genel olarak Ubuntu ve Red Hat türevlerinin öncülüğünde gelişmeyi sürdürüken Pardus’un 2010 sürümü halen ortalarda görünmüyor.

Son derece ümit vaat eden bir dağıtım olmasına karşın stabilite ve (halen!) sürücü problemleri potansiyel Pardus kullanıcılarını arayışa itmiş görünüyor.

Masaüstü Linux kullanıcıları arasında en gözde dağıtımlardan biri Ubuntu’dan türetilen Linux Mint.

Bu satırları yazdığım dizüstü bilgisayarımda Pardus dahil ondan fazla masaüstü dağıtımını test ettim (Pardus, Ubuntu, Debian, Fedora, Zorin, PCLinuxOS vd.) Problem yaşamadan kurup çalıştırabildiğim (ve halen kullanmaya devam edebildiğim) tek dağıtım Linux Mint oldu.

Diğer dağıtımlardaki ekran kartı sürücü problemleri, kablosuz bağlantının sebepsiz yere “kaybolması”, işletim sisteminin “kilitlenmesi” gibi sorunların hiç biri Linux Mint kullanırken başıma gelmedi (bu problemlerin çözülemez olmadığını savunmuyorum elbette. Sadece bunları yaparken “son kullanıcı” şapkamı taktığımı ve onların gözünden değerlendirme yaptığımı bilmenizi isterim.)

Linux Mint konusunda yalnız olmadığımı da gördüm. İnternet’te çok sayıda güncel forum yazısında ve bloglarda Linux Mint ile ilgili benzer yorumlara rastlamak olası. Linux Mint bir “Live CD” olarak indirilip doğrudan CD’ye yazılabiliyor. Bunu kurmak zorunda da değilsiniz. “Live CD” sürümünden çalıştırıp test etmeniz ve hatta diskinize kurmanız mümkün.

Kısaca şunu söyleyebilirim; tipik bir masaüstü kullanıcısı aradığı herşeyi elinin altında ve çalışır durumda bulacaktır Linux Mint ile. Üstelik paket yöneticisi kullanarak yüklenen her yazılım, paket yöneticisi tarafından düzenli olarak sürüm kontrolünde tutulduğu için kullanıcının işini inanılmaz ölçüde kolaylaştırıyor.

Linux sunucu dağıtımlarında pazarın genel eğilimi çok daha net. CentOS (Red Hat Enterprise Linux kaynak kodlarından derlenip geliştirilen bir dağıtım) giderek ağırlığını artırıyor. Neredeyse tüm profesyonel barındırma (“hosting”) şirketleri CentOS’u önerilen Linux dağıtımları arasında birinci sıraya koyuyor.

Genel amaçlı veya küçük kurumsal çözümler için dört kadar farklı sunucu dağıtımını test ettim. Kurumsal kullanıcının ihtiyaç duyabileceği stabilite gereksinimine en iyi yanıtı CentOS veriyor. Aslında bunun için Red Hat’i kutlamak lazım tabi.

Hem masaüstü hem de sunucu tarafında Linux pazar payını artırmaya devam ediyor ama rekabet de boş durmuyor! Kullanıcının nabzını son derece iyi tutan Microsoft, Windows 7 ile müthiş bir hamle yaptı ve Vista’nın olumsuz şöhretini bir çırpıda silip stabil ve hızlı bir işletim sistemi yazabileceğini gösterdi.

Hoşçakalın…

Bu yazımın orijinal BTdünyası‘nda yayınlanmıştır.

Bir Açık Kaynak Macerası – ve mutlu son

Merhaba. Açık kaynak kodlu yazılımların doğuş macerası ve yazarlarını bu yönde harekete geçiren etmenler konusundaki yazımın hazırlıkları devam ederken ben bir adım ötesine geçip son zamanlarda yaşadığım bazı uygulama deneyimlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Ama öncesinde biraz arkaplan bilgisi vermem lazım.

Geçenlerde kendime yeni bir “makina” topladım. Intel Celeron 1800 işlemcili, Nvidia ekran kartlı ve Serial ATA sabit diskli bir “PC” (meraklısı için söyleyeyim; anakartım Asus P4V800-X).

Diskimi üç ayrı kısıma (partition tabir ettiğimiz şey) ayırıp ilkine Windows kurmayı, ikincisini verilerim için tutmayı ve üçüncüsüne de RedHat Linux kurmayı planladım.

Serial ATA nispeten yeni bir teknoloji olduğu için işletim sistemleri tarafından doğrudan doğruya tanınmıyor. Neyse ki Windows XP için bir sürücü disketi vardı ve bir biçimde (SCSI filan diye kandırarak.) XP’yi kurmayı başardım (bir kaç kurulumdan sonra NT dosya sisteminden [NTFS] vazgeçerek tekrar FAT32’ye dönmem ayrı bir maceradır ve bu yazıyla ilgisi yoktur.)

Açıkçası ikinci disk bölümünü biçimlendirmek de pek zor olmadı. Sıra Linux’a geldiğinde işler değişti. Ne yaptıysam bir türlü Serial ATA diskimi tanıtamadım. Çekirdek derlemesi vb. şeyler bile işe yaramadı. Hatta bir denemede RedHat ile boğuşurken GRUB ön yükleyicisini kurdum ve kaldırmaya çalışırken XP’nin açılışını da uçurdum.

Tabi bütün sistemi bir kez daha sıfırdan kurmak zorunda kaldım (meraklısına bir not daha; sistem derken sadece işletim sistemini kastetmiyorum. Bir sürü uygulama, özel yazılımlar ve ayarlardan yani başağrısından söz ediyorum…) Antivirüs yazılımı olarak da çok pratik, hızlı ve verimli bulduğum Computer Associates’in e-Trust programını kullanıyorum (yıllık 10 dolar…)

Başarısız GNU/Linux denemelerimden geriye kalan 30 GB’lik koskocaman ve bomboş bir disk bölümü bugün hala makinamda varlığını sürdürüyor, Linux çekirdeğinde VIA’nın Serial ATA desteğini beklemekteyim…

Gelelim asıl konuya; makinamın “esas oğlan”ının Windows XP olacağı, ondan vazgeçemeyeceğim kesinleşince bu kez “Ne kadar az Microsoft o kadar az virüs/dert.” mantığı çerçevesinde alternatif bir web tarayıcısı, alternatif bir ofis paketi ve elektronik posta yazılımı arayışına girdim. İnanın, hepsi için de mükemmele teğet alternatifler buldum 🙂

Arayış başlıyor…

İşe, MS Outlook tarzı bir elektronik posta istemci yazılımı aramakla başladım. Eudora, Pegasus vb. derken hiçbirini beğenmeyip sonunda Mozilla’nın (www.mozilla.org) geliştirilme safhasında bulunan Thunderbird elektronik posta istemcisinde karar kıldım. Thundebird açık kaynak kodlu ve tamamıyla ücretsiz olarak kullanabileceğiniz bir yazılım. Thunderbird kurmak çok zor değil. Ancak güncellemesinde sorun yaşamak istemiyorsanız (ki henüz 0.5 sürümünde olduğu için geliştirilmeye açık.) bir tavsiyem var

Eğer iki disk bölümünüz var ve birini işletim sistemine ayırdıysanız “belgelerim” klasörünüzün, “Documents and Settings” ayarlarınızın ikinci sürücünüz üzerinde bir yerlere işaret etmesinde yarar var. Aksi halde işletim sisteminizi yeniden kurmak, ilk bölümü biçimlendirmek zorunda kalırsanız, tüm belgelerinizi ve beraberinde Thunderbird’ün de tüm ayarlarını kaybediyorsunuz (ben ettim…)

Thunderbird’de birkaç elektronik posta hesabını ayrı ayrı tanımlamak mümkün. Haber öbekleri ilginizi çekiyorsa onlar için de destek sağlıyor.

Thunderbird’ü birkaç aydır hiçbir güvenlik açığı, virüs vb. derdi olmadan gayet verimli şekilde kullanıyorum. Üstelik elektronik postalarım Mailbox formatında tamamıyla açık ve başka yazılımlar tarafından da kolayca erişilebilir biçimde duruyor. Ve kullanmaya alıştıktan sonra diğer e-posta istemcileri çok hantal ve “farklı” gelmeye başlıyor.

Tabi akabinde Internet Explorer’a alternatif bir web tarayıcısı arayışına giriştim. İlk aklıma gelen Opera oldu. Ancak hemen vazgeçtim. Peşinden Netscape, derken Mozilla (www.mozilla.org). Şimdi 1.6 sürümü çıkan açık kaynak kodlu Mozilla tarayıcısının 1.5 sürümünü indirdim, sadece tarayıcısını, DOM ve Java paketlerini kurdum.

“Tabbed Browsing” denen süper bir özellik, farklı arama motorlarını kullanabilen entegre arama özelliği (ben Google’yi tercih ettim.) ve inanılmaz hızı ile benim vazgeçilmez web tarayıcım oldu (size önerim kurar kurmaz Edit -> Preferences menüsüne girmeniz ve dikkatlice tüm seçenekleri okuyup kendinize göre ayarlamanız.)

Ofis paketine gelince. Kısa bir Star Office deneyimi ardından rotamı açık kaynak koduyla ücretsiz dağıtılan OpenOffice 1.1’e çevirdim (www.openoffice.org). Önce hevesle Türkçe sürümünü kurmaya gayret ettiysem de Türkçeleştirmenin ilk aşamalarında olduğunu görüp vazgeçmek ve ingilizcesini kurmak zorunda kaldım.

Bu arada Sun’ın JVM paketini kurmak bir ön koşuldu ve ben bu ön koşulu da yerine getirdim.

OpenOffice, Microsoft ofis paketlerinin bütün bileşenlerine yönelik alternafilere sahip. Üstelik tüm MS Office dosya biçemleri ile de uyumlu. Arkadaşlarımın hazırladığı son derece kompleks xls dosyalarını hiç sorunsuz açıp kayıt edebildim. Bir dip not olarak da; MS Word’e alternatif olarak geliştirilen OpenOffice Writer’ın dış kaynaklardan yapılan “copy-paste” işlemlerinde çok çok iyi olduğu kanısına vardım.

Tüm OpenOffice bileşenleri benim kendi alanlarındaki ihtiyaçlarımı fazlasıyla karşıladı.

Sonuç olarak; masaüstünde –en azından kendi gereksinimlerim çerçevesinde- halen rakipsiz bir ürün olduğunu düşündüğüm Windows XP, son derece kaliteli bir elektronik posta istemcisi olan Thunderbird, hızlı ve vazgeçilmez web tarayıcısı Mozilla, ücretsiz, uyumlu ve çok az kaynak tüketen OpenOffice ile birlikte diğer özel yazılımlarım mutlu bir birliktelik içindeler.

İpucu: Windows XP içerisinde XP’ye gömülü olarak gelen Outlook Express ve diğer bazı uygulamalara erişimi engellemeniz mümkün. Yukarıdaki kurulum hakkında daha fazla bilgi almak için bana yazabilirsiniz…

Not: Yukarıda sözü edilen Office, Windows, Windows XP, Outlook Express Microsoft’un tescilli markalarıdır. Neme lazım yazalım da 🙂