Türkiye’de İnternet Konferansı başlıyor…

“Türkiye’de Internet ile ilgili grupları biraraya getirerek İnternet’i tüm boyutlarıyla tanıtmak, gelistirmek, tartışmak, İnternet teknolojileri aracılığı ile toplumsal verimliliği artırmak ve toplumun dikkatini olabildiğince bu yöne çekmek amaçlarıyla…” düzenlenen 15. Türkiye’de İnternet Konferansı, 2-4 Aralık 2010 tarihleri arasında İTÜ Ayazağa yerleşkesinde gerçekleştiriliyor.

Konferansın ana teması “Mobil Yaşam” olarak belirlendi. “Sosyal Ağlar”, “Yeni Medya”, “Fikri Haklar”, “İnternet ve Demokrasi” ve “İnternet yasakları” konuları konferansın diğer temaları.

Ben de konferansta bir seminer sunacağım. Daha önce Yeditepe Üniversitesinde düzenlenen Özgür Web Teknolojileri Günleri çerçevesinde paylaştığım ve katılımcılardan olumlu yorumlar aldığım “İnternet Uygulamalarında Özgür Yazılımların Yeri” başlıklı sunumumu zenginleştirilmiş olarak katılımcılara aktarmayı hedefliyorum.

Sunum, 2 Aralık 2010 Perşembe günü saat 17:00’de gerçekleşecek.

Konferans, bildiri ve seminerlere katılım ücretsiz. Bireysel başvurular için buraya tıklayıp kayıt olabilirsiniz.

Özgür Web Teknolojileri Günleri 2010 Başlıyor…

Özgür Web Teknolojileri Günleri 2010, yarın Yeditepe Üniversitesi kampüsünde başlıyor.

Etkinlik, sayıları 30’u aşan konuşmacıları ve standları ile bir şenlik havasında geçecek gibi görünüyor.

Etkinlik programı; farklı ilgi alanlarına sahip geliştiriciler, girişimciler veya yalnızca meraklılar için bile zengin içeriğe sahip.

Özgür Web Teknolojileri Günleri 2010

İnternet dünyasına parasal veya zaman anlamında yatırım yapmayı planlayan herkesin bu havayı solumasında yarar olduğunu düşünüyorum.

Etkinlik kapsamında benim de “İnternet Uygulamalarında Özgür Yazılımların Yeri” başlıklı bir sunumum olacak.

Sunumumun hedef kitlesi olarak web yazılımları alanında yolunu çizmeye çalışan geliştiriciler ve girişimcileri hedefledim daha çok. Meraklılar da İnternet’in ve Özgür Yazılım’ların geçmişine dair hikayeyi dinleme fırsatı bulabilirler.

Herkesi etkinliğe bekliyoruz…

OpenOffice.org, LibreOffice oluyor…

28 Eylül 2010 tarihinde özgür yazılım dünyasına bomba gibi düşen bir gelişme yaşandı.

OpenOffice.org camiası Oracle’dan koptu ve yeni kurdukları “The Document Foundation” (Belge Vakfı) çatısı altında yeni bir oluşuma gitti.

OpenOffice.org kodlarından hareketle hazırlanan yeni ofis verimlilik paketi LibreOffice’in ilk sürümü de aynı adreste indirilmeye hazır olarak sunuldu.

Yeni oluşuma büyük destek var. Google, Novell, Red Hat ve Canonical (Ubuntu) desteklerini açıkladılar bile. Hatta Ubuntu’nun bir sonraki sürümünde LibreOffice’i görebiliriz. Oracle cephesi gelişmeler karşısında -henüz- sessizliğini koruyor. OpenOffice.org isminin yeni vakıfa devredilmesi bekleniyor. Eğer bu gerçekleşirse LibreOffice ismi ortadan kalkacak ve OpenOffice.org ismi devam edecek.

Konuyla ilgili resmi açıklamaya buradan ulaşabilirsiniz.

İşin içyüzünü merak edenler, OpenOffice.org Türkiye camiasının önde gelen isimlerinden Görkem Çetin’in 3 Ekim 2010 tarihinde LKD üye listesine ilettiği mesajın bir kopyasını aşağıda okuyabilirler.

...
OpenOffice.org cephesinde Sun'a satılma ile başlayan ve Sun'ın
lisanslama konusundan başlayarak OOo'ya yeteri kadar destek
vermemesine kadar süregiden bazı sıkıntılar vardı. Sun'ın Oracle'a
satılması ile Oracle'ın OOo'ya daha az zaman ayırması, Oracle'a daha
fazla pay biçmesi (örn. About menüsünde katkıcıların değil Oracle'ın
adının geçmesi), gönderilen yamaların bekletilmesi ya da kabul
edilmemesi gibi nedenlere daayalı sıkıntılar daha da artınca OOo'nun
bazı ileri gelenleri geçen hafta kendi aralarında mesajlaşarak gizlice
LibreOffice adını verdikleri bu çalışmayı başlattılar (aslında
çalışmanın özü çok daha geriye dayanıyordu, 2 yıl önce Koper'de
gittiğim OOo konferansının kapanış konuşmasında Charles Schulz ilk
bağımsızlık sinyallerini vermişti)

LibreOffice'in geliştirilmesindeki temel amaç, camiayı ve katkıcıları
sürece daha fazla dahil etmek. Bu yönde ilk olarak her ne kadar çok
net belirtilmese de Oracle karar verme sürecinin dışına itilerek
bertaraf edilmiş oldu. Bundan sonra Oracle kendi içinde
OpenOffice.org'u geliştirebilir, ancak lisansın getirdiği özgürlükler
nedeniyle aynı kod temelinde LibreOffice de geliştirilebilecek. Oracle
şimdi Document Foundation'a destek vermek durumunda kalabilir, zira
Google, Red Hat ve Canonical LibreOffice'i geliştirmek için destek
verdiklerini açıkladılar, ayrıca LibreOffice'in ilk sürümü de Go-oo
kullanılarak yayınlandı, dolayısıyla alelacele de olsa bir sürüm
yayınlandığı için organizasyon daha güçlü duruyor. Ayrıca Canonical
"bundan sonra Libre Office dağıtacağım" diyor. Oracle şu sıralar harıl
harıl üst üste toplantılarla durum değerlendirmesi yapıyordur, eminim
2-3 güne o cepheden de bir yanıt gelir.

Öte yandan 10 yılın getirdiği bir deneyimle camiadan pek çok kişinin
kurduğu LibreOffice, aslında 10 milyon satır kodu da yönetiyor olacak.
Dolayısıyla yeni sunucular, yeni servisler, yeni bir hata bildirim
ortamı, web sayfaları, derleme çiftlikleri gibi hizmetlerin
tasarlanması ve hayata geçirilmesi gerekiyor. Bazı konularda geçici
bir afallama yaşanabilir, ama camia gerçekten büyük olduğu için bunun
da üstesinden geleceklerdir.

OpenOffice.org Türkiye olarak yapacağımız işler bazında değişen bir
şey olmayacak, yine aynı/benzer kişilerle çalışacağız, işlerimiz yine
aksamadan (umarım) devam ediyor olacak. Alan adını değiştirmemiz
gerekebilir, ancak bunun için Oracle'ın atağını bekleriz. Bir
ihtimalle bu ismi Document Foundation'a devredecek, LibreOffice ise
çıktığı gibi adını OpenOffice.org'a geri değiştirecek.
...

Ubuntu altında Microsoft Internet Explorer çalıştırmak…

Başlığı okuyunca “ne gerek var?” diye düşünenleriniz olabilir…

Bazı internet web uygulamaları, her nedense, internet explorer dışında hiçbir tarayıcıda çalışmayacak şekilde standart dışı tasarlanıyorlar.

Örneğin; Milli Eğitim Bakanlığının e-okul web uygulamaları hiçbir şart altında Firefox veya Chrome gibi tarayıcılarda çalışmıyor ! (lütfen bizim bir milli işletim sistemimiz -Pardus Linux- olduğunu ve internet explorer uygulamasının doğal olarak Pardus altında çalışmadığına da dikkat edin!)

Ubuntu veya diğer Linux dağıtımları altında internet explorer (6,7,8) kullanmak için türlü yöntemler mevcut. Google’da biraz araştırırsanız PlayOnLinux, IEs4Linux vb. yöntemlere ulaşıyorsunuz ama bunların hiçbiri benim makinemde (şu an Ubuntu 10.04 Lucid kurulu) işe yaramadı.

Ne yaptım ? Çok basit… VirtualBox kurdum (Uygulamalar -> Ubuntu Yazılım Merkezi : VirtualBox OSE)

VirtualBox’u çalıştırıp, 512 MB bellek ve 10 GB disk alanına sahip yeni bir sanal makine yarattım (Uygulamalar -> Sistem Araçları -> VirtualBox…)

Kullanmakta olduğum dizüstü bilgisayarımla birlUbuntu altında VirtualBox içerisinde çalışan Microsoft Windows XP Professionalikte Windows Vista Business ve Windows XP Professional lisanları da orijinal geldiği için yeni yarattığım sanal makineye bunu kurdum (böyle bir CD’niz var ve kurmayı başaramazsanız lütfen yazın, yardımcı olmaya çalışırım. İpucu; CD’nin bir ISO kalıbını çıkarmak ve onu sanal makinenize “bağlamak”.)

Orijinal bir Windows işletim sistemi lisansına sahip değilseniz Microsoft’un deneme amaçlı olarak yayınladığı internet explorer yüklü hazır Virtual PC imajlarını kullanabilirsiniz ! Şu adrese bakın.

Sanal makinenizi kurduktan ve üzerine XP yükledikten sonra internet explorer kullanımınıza hazırdır ! Bu yöntemin bir artısı ihtiyaç duyduğunuz diğer Microsoft Windows uygulamalarınızı da sanal makinenizde çalıştırabilmenizdir (tabii ki tam kurulum sonrası.)

Üstelik bu sanal Windows makinesi son derece de hızlı çalışıyor…

Kolay gelsin…

Ubuntu 10.04 LTS (Lucid Lynx) hakkında

6 aylık periyodun ardından Ubuntu’nun uzun süreli destek (Long Term Support, LTS) sürümlerinin en yenisi olan Ubuntu 10.04 LTS (Lucid Lynx) indirilmeye hazır hale geldi.

Bir süredir yine bir Ubuntu türevi olan Linux Mint kullanıyordum kendi makinemde. Aslında bir önceki sistemimin Ubuntu ile sorun yaratması nedeniyle Linux Mint’e geçmiştim.

Yeni makinemde var olan malum işletim sistemini silip yerine Ubuntu 10.04’ü kurdum (önce Linux Mint kurdum geçici olarak). Kurulum son derece basit. Birkaç adımda yaptıklarımı özetlemek istiyorum:

  1. Yukarıda verdiğim bağlantıdan Lucid’in ISO dosyasını indirdim ve boş bir CD’ye yazdırdım (tabii henüz Linux Mint kuruluyken.)
  2. Ardından makinemde mevcut olan ev klasörümü root kullanıcısı hakları ile farklı bir klasöre (yedek) taşıdım (makinemde iki bölüm -partition- var. Bunlardan biri 100 GB’lik ana bölüm, yani “/”. Diğeri de 400 GB’lik “/home” bölümü.)
  3. Ubuntu CD’sini takarak makineyi yeniden başlattım.
  4. Ekran kartımı ve diğer donanımımı sorunsuz olarak tanıdı ve açıldı.
  5. Bu noktada internet bağlantı ayarlarını yapmanız ve internete bağlanmış olmanız önemli. Çünkü kurulum sırasında dil dosyalarını internet üzerinden indirmek isteyecek Ubuntu. İnternet bağlantısı bulamaz ise bu iş sonradan da yapılabiliyor ancak bayağı bir karın ağrısı yaşattığını söylemeliyim.
  6. Masaüstündeki kurulum bağlantısına tıklayarak kurulumu başlattım (kurulum sırasındaki ayrıntılara girmeyeceğim, detaylarda takılanlara yardımcı olabilirim.)

Kurulum bittikten sonra makineyi yeniden başlattım. /home/yedek klasörüne yedeklediğim dosyalarımı yeni ev dizinime taşıdım (kopyalamadım, kesip yapıştırdım, çok daha hızlı oluyor.)

http://www.winehq.org/download/deb adresindeki yönergeleri uygulayarak hala ihtiyaç duyduğum iki windows tabanlı programı çalıştırabilmek için gerekli olan Wine programının son sürümünü kurdum (depolardaki sürümde bir sorun var. Verdiğim adresteki son beta sürümü tavsiye ediyorum.)

Ardından http://appdb.winehq.org/appview.php?iVersionId=3214 yönergeleri uygulayarak Microsoft Office paketinden Excel’i (ve kullanmayacak olmama karşın sebeplerini az sonra anlatacağım saçma bir nedenle Winword’ü) kurdum.

Bu yönergelerdeki küçük bir eksikliği uçbirimden “winetricks dcom98” diyerek hallettim (dcom98’i kurmadan önce Excel tablolarında bulunan Visual Basic makroları çalışmıyor.)

Sonrasında Uygulamalar -> Wine -> Programlar -> Microsoft Office menüsünden öncelikle Word’ü çalıştırdım. Ekrana gelen pencerede ismimi ve ismimin baş harflerini girdim (önce Excel’i çalıştırınca bu pencere Excel başlangıç penceresinin ardında kalıyor, girilemiyor ve kilitlenip kalıyorsunuz!)

Winword’e bir kez girdikten sonra kapattım ve Excel’i çalıştırdım. Makrolarla dolu tablomu test ettim, çalışırlığını gördükten sonra rahat edebildim 🙂

Bunun ardından yine bir Windows programı olan Notepad++’ı indirdim ve kurdum. Zaten onun kurulumu son derece basit.

Ubuntu’nun Yazılım Merkezinden de (Uygulamalar -> Ubuntu Yazılım Merkezi) FileZilla’yı aratıp kurdum. Ardından http://nightly.geany.org/debian/ adresinden son zamanlardaki diğer favori yazılımcı editörüm olan Geany’yi indirip kurdum.

Geany hızlı kodlamaya elverişli ve IDE özellikleri barındıran kaliteli bir editör. Henüz geliştirilme aşamasında olmasına karşın editör bileşeni olarak tıpkı Notepad++’ta olduğu gibi Scintilla’yı kullandığı için gündelik olarak kullanılabilir durumda.

FileZilla’dan da görüntüleme ve düzenleme aracı olarak Geany’yi ayarlayınca işlem tamamlanmış oldu.

Beni rahatsız ettiği için Ubuntu 10.04’te pencerelerin soluna taşınmış bulunan küçültme, büyütme ve kapatma düğmelerini sağa taşıdım. Bunu yapmak yani pencere büyütme, küçültme ve kapatma düğmelerini sağ tarafa kaydırmak için aşağıdaki adımları uyguladım:

  1. Öncelikle Alt-F2 tuşlarına basıp uygulama çalıştırıcıyı başlattım.
  2. Açılan kutucuğa “gconf-editor” yazarak “Çalıştır” tuşuna bastım.
  3. Sol taraftaki seçeneklerden Apps -> metacity -> general seçeneğini açtım.
  4. Pencerenin sağ tarafındaki “button_layout” girdisini çift tıklayarak açtım.
  5. Açılan minik penceredeki “değer” kutucuğuna “menu:minimize,maximize,close” yazdım ve “Tamam”a tıkladım.
  6. Ve düğmeler olması gereken yerlerine döndü !

Şu ana dek Ubuntu 10.04 hakkında son derece olumlu izlenimler edindim. Makinenin açılışı son derece hızlandı (~  25 sn.). Phoronix testlerinin de işaret ettiği gibi disk erişimi (ext4 dosya sistemi kullanıyorum) inanılmaz hızlı. Büyük dosyaları kopyalarken özellikle çok başarılı.

Bu aşamalar bitince sıkça yararlandığım bazı yazılım depolarını yazılım kaynaklarım arasına ekledim (playdeb, getdeb gibi…) Bu şekilde, bir kez kurulan bir yazılımın yeni güncellemelerini takip etmek zorunda kalmıyorsunuz. Güncelleme Yöneticisi sizin için bu takipleri yapıyor…

Ana işletim sistemim olarak uzun süre kullanmayı planlıyorum Lucid’i. Hatta üzerinde hazır olarak kurulmuş ve gerekli ayarlamaları yapılmış Lucid yüklü bilgisayarların ekopc.com üzerinden satışı için de bir çalışma yapmayı planlıyoruz.

Şimdilik benden bu kadar. Yorumlarınız ve sorularınız olursa yanıtlamaya çalışacağım…

Linux cephesinde son durum

Linux Kullanıcıları Derneğinin üyesi sıfatıyla farklı üniversitelerde verdiğim seminerlerde (tabii ki Linux konulu) bu işletim sistemi hakkında sahip olunan fikirlerin genel anlamda son derece yetersiz olduğunu gözlemledim.

İlgilenmek isteyip de fırsat bulamayanlar veya bir başlangıç noktası arayanlar için Linux dünyasında olan bitenleri kısaca özetlemek istiyorum bu yazımda.

Masaüstü cephesi genel olarak Ubuntu ve Red Hat türevlerinin öncülüğünde gelişmeyi sürdürüken Pardus’un 2010 sürümü halen ortalarda görünmüyor.

Son derece ümit vaat eden bir dağıtım olmasına karşın stabilite ve (halen!) sürücü problemleri potansiyel Pardus kullanıcılarını arayışa itmiş görünüyor.

Masaüstü Linux kullanıcıları arasında en gözde dağıtımlardan biri Ubuntu’dan türetilen Linux Mint.

Bu satırları yazdığım dizüstü bilgisayarımda Pardus dahil ondan fazla masaüstü dağıtımını test ettim (Pardus, Ubuntu, Debian, Fedora, Zorin, PCLinuxOS vd.) Problem yaşamadan kurup çalıştırabildiğim (ve halen kullanmaya devam edebildiğim) tek dağıtım Linux Mint oldu.

Diğer dağıtımlardaki ekran kartı sürücü problemleri, kablosuz bağlantının sebepsiz yere “kaybolması”, işletim sisteminin “kilitlenmesi” gibi sorunların hiç biri Linux Mint kullanırken başıma gelmedi (bu problemlerin çözülemez olmadığını savunmuyorum elbette. Sadece bunları yaparken “son kullanıcı” şapkamı taktığımı ve onların gözünden değerlendirme yaptığımı bilmenizi isterim.)

Linux Mint konusunda yalnız olmadığımı da gördüm. İnternet’te çok sayıda güncel forum yazısında ve bloglarda Linux Mint ile ilgili benzer yorumlara rastlamak olası. Linux Mint bir “Live CD” olarak indirilip doğrudan CD’ye yazılabiliyor. Bunu kurmak zorunda da değilsiniz. “Live CD” sürümünden çalıştırıp test etmeniz ve hatta diskinize kurmanız mümkün.

Kısaca şunu söyleyebilirim; tipik bir masaüstü kullanıcısı aradığı herşeyi elinin altında ve çalışır durumda bulacaktır Linux Mint ile. Üstelik paket yöneticisi kullanarak yüklenen her yazılım, paket yöneticisi tarafından düzenli olarak sürüm kontrolünde tutulduğu için kullanıcının işini inanılmaz ölçüde kolaylaştırıyor.

Linux sunucu dağıtımlarında pazarın genel eğilimi çok daha net. CentOS (Red Hat Enterprise Linux kaynak kodlarından derlenip geliştirilen bir dağıtım) giderek ağırlığını artırıyor. Neredeyse tüm profesyonel barındırma (“hosting”) şirketleri CentOS’u önerilen Linux dağıtımları arasında birinci sıraya koyuyor.

Genel amaçlı veya küçük kurumsal çözümler için dört kadar farklı sunucu dağıtımını test ettim. Kurumsal kullanıcının ihtiyaç duyabileceği stabilite gereksinimine en iyi yanıtı CentOS veriyor. Aslında bunun için Red Hat’i kutlamak lazım tabi.

Hem masaüstü hem de sunucu tarafında Linux pazar payını artırmaya devam ediyor ama rekabet de boş durmuyor! Kullanıcının nabzını son derece iyi tutan Microsoft, Windows 7 ile müthiş bir hamle yaptı ve Vista’nın olumsuz şöhretini bir çırpıda silip stabil ve hızlı bir işletim sistemi yazabileceğini gösterdi.

Hoşçakalın…

Bu yazımın orijinal BTdünyası‘nda yayınlanmıştır.

Güvenli İnternet Kullanımı Semineri

27 Mayıs 2007 tarihinde İstanbul Ataşehir Mozaik Çarşı Konferans Salonunda, Dente bilgisayarlarının sponsorluğunda Güvenli İnternet Kullanımı konulu bir seminer verdim.

Seminere ilişkin sunum dosyasına buradan ulaşabilirsiniz (seminer dosyası PDF biçemine dönüştürülmüştür.)

Bir Açık Kaynak Macerası – ve mutlu son

Merhaba. Açık kaynak kodlu yazılımların doğuş macerası ve yazarlarını bu yönde harekete geçiren etmenler konusundaki yazımın hazırlıkları devam ederken ben bir adım ötesine geçip son zamanlarda yaşadığım bazı uygulama deneyimlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Ama öncesinde biraz arkaplan bilgisi vermem lazım.

Geçenlerde kendime yeni bir “makina” topladım. Intel Celeron 1800 işlemcili, Nvidia ekran kartlı ve Serial ATA sabit diskli bir “PC” (meraklısı için söyleyeyim; anakartım Asus P4V800-X).

Diskimi üç ayrı kısıma (partition tabir ettiğimiz şey) ayırıp ilkine Windows kurmayı, ikincisini verilerim için tutmayı ve üçüncüsüne de RedHat Linux kurmayı planladım.

Serial ATA nispeten yeni bir teknoloji olduğu için işletim sistemleri tarafından doğrudan doğruya tanınmıyor. Neyse ki Windows XP için bir sürücü disketi vardı ve bir biçimde (SCSI filan diye kandırarak.) XP’yi kurmayı başardım (bir kaç kurulumdan sonra NT dosya sisteminden [NTFS] vazgeçerek tekrar FAT32’ye dönmem ayrı bir maceradır ve bu yazıyla ilgisi yoktur.)

Açıkçası ikinci disk bölümünü biçimlendirmek de pek zor olmadı. Sıra Linux’a geldiğinde işler değişti. Ne yaptıysam bir türlü Serial ATA diskimi tanıtamadım. Çekirdek derlemesi vb. şeyler bile işe yaramadı. Hatta bir denemede RedHat ile boğuşurken GRUB ön yükleyicisini kurdum ve kaldırmaya çalışırken XP’nin açılışını da uçurdum.

Tabi bütün sistemi bir kez daha sıfırdan kurmak zorunda kaldım (meraklısına bir not daha; sistem derken sadece işletim sistemini kastetmiyorum. Bir sürü uygulama, özel yazılımlar ve ayarlardan yani başağrısından söz ediyorum…) Antivirüs yazılımı olarak da çok pratik, hızlı ve verimli bulduğum Computer Associates’in e-Trust programını kullanıyorum (yıllık 10 dolar…)

Başarısız GNU/Linux denemelerimden geriye kalan 30 GB’lik koskocaman ve bomboş bir disk bölümü bugün hala makinamda varlığını sürdürüyor, Linux çekirdeğinde VIA’nın Serial ATA desteğini beklemekteyim…

Gelelim asıl konuya; makinamın “esas oğlan”ının Windows XP olacağı, ondan vazgeçemeyeceğim kesinleşince bu kez “Ne kadar az Microsoft o kadar az virüs/dert.” mantığı çerçevesinde alternatif bir web tarayıcısı, alternatif bir ofis paketi ve elektronik posta yazılımı arayışına girdim. İnanın, hepsi için de mükemmele teğet alternatifler buldum 🙂

Arayış başlıyor…

İşe, MS Outlook tarzı bir elektronik posta istemci yazılımı aramakla başladım. Eudora, Pegasus vb. derken hiçbirini beğenmeyip sonunda Mozilla’nın (www.mozilla.org) geliştirilme safhasında bulunan Thunderbird elektronik posta istemcisinde karar kıldım. Thundebird açık kaynak kodlu ve tamamıyla ücretsiz olarak kullanabileceğiniz bir yazılım. Thunderbird kurmak çok zor değil. Ancak güncellemesinde sorun yaşamak istemiyorsanız (ki henüz 0.5 sürümünde olduğu için geliştirilmeye açık.) bir tavsiyem var

Eğer iki disk bölümünüz var ve birini işletim sistemine ayırdıysanız “belgelerim” klasörünüzün, “Documents and Settings” ayarlarınızın ikinci sürücünüz üzerinde bir yerlere işaret etmesinde yarar var. Aksi halde işletim sisteminizi yeniden kurmak, ilk bölümü biçimlendirmek zorunda kalırsanız, tüm belgelerinizi ve beraberinde Thunderbird’ün de tüm ayarlarını kaybediyorsunuz (ben ettim…)

Thunderbird’de birkaç elektronik posta hesabını ayrı ayrı tanımlamak mümkün. Haber öbekleri ilginizi çekiyorsa onlar için de destek sağlıyor.

Thunderbird’ü birkaç aydır hiçbir güvenlik açığı, virüs vb. derdi olmadan gayet verimli şekilde kullanıyorum. Üstelik elektronik postalarım Mailbox formatında tamamıyla açık ve başka yazılımlar tarafından da kolayca erişilebilir biçimde duruyor. Ve kullanmaya alıştıktan sonra diğer e-posta istemcileri çok hantal ve “farklı” gelmeye başlıyor.

Tabi akabinde Internet Explorer’a alternatif bir web tarayıcısı arayışına giriştim. İlk aklıma gelen Opera oldu. Ancak hemen vazgeçtim. Peşinden Netscape, derken Mozilla (www.mozilla.org). Şimdi 1.6 sürümü çıkan açık kaynak kodlu Mozilla tarayıcısının 1.5 sürümünü indirdim, sadece tarayıcısını, DOM ve Java paketlerini kurdum.

“Tabbed Browsing” denen süper bir özellik, farklı arama motorlarını kullanabilen entegre arama özelliği (ben Google’yi tercih ettim.) ve inanılmaz hızı ile benim vazgeçilmez web tarayıcım oldu (size önerim kurar kurmaz Edit -> Preferences menüsüne girmeniz ve dikkatlice tüm seçenekleri okuyup kendinize göre ayarlamanız.)

Ofis paketine gelince. Kısa bir Star Office deneyimi ardından rotamı açık kaynak koduyla ücretsiz dağıtılan OpenOffice 1.1’e çevirdim (www.openoffice.org). Önce hevesle Türkçe sürümünü kurmaya gayret ettiysem de Türkçeleştirmenin ilk aşamalarında olduğunu görüp vazgeçmek ve ingilizcesini kurmak zorunda kaldım.

Bu arada Sun’ın JVM paketini kurmak bir ön koşuldu ve ben bu ön koşulu da yerine getirdim.

OpenOffice, Microsoft ofis paketlerinin bütün bileşenlerine yönelik alternafilere sahip. Üstelik tüm MS Office dosya biçemleri ile de uyumlu. Arkadaşlarımın hazırladığı son derece kompleks xls dosyalarını hiç sorunsuz açıp kayıt edebildim. Bir dip not olarak da; MS Word’e alternatif olarak geliştirilen OpenOffice Writer’ın dış kaynaklardan yapılan “copy-paste” işlemlerinde çok çok iyi olduğu kanısına vardım.

Tüm OpenOffice bileşenleri benim kendi alanlarındaki ihtiyaçlarımı fazlasıyla karşıladı.

Sonuç olarak; masaüstünde –en azından kendi gereksinimlerim çerçevesinde- halen rakipsiz bir ürün olduğunu düşündüğüm Windows XP, son derece kaliteli bir elektronik posta istemcisi olan Thunderbird, hızlı ve vazgeçilmez web tarayıcısı Mozilla, ücretsiz, uyumlu ve çok az kaynak tüketen OpenOffice ile birlikte diğer özel yazılımlarım mutlu bir birliktelik içindeler.

İpucu: Windows XP içerisinde XP’ye gömülü olarak gelen Outlook Express ve diğer bazı uygulamalara erişimi engellemeniz mümkün. Yukarıdaki kurulum hakkında daha fazla bilgi almak için bana yazabilirsiniz…

Not: Yukarıda sözü edilen Office, Windows, Windows XP, Outlook Express Microsoft’un tescilli markalarıdır. Neme lazım yazalım da 🙂