Asıl tehdit; Su nereye gidiyor?

Bu yazı su üzerine.

“Yetkili” merciler sürekli olarak bize suyumuzun azaldığını, suyu idareli kullanmamız gerektiğini söyleyip duruyorlar.

Öylesine bir baskı oluşturdular ki; insanlar evlerinde banyo yaparken “eyvah susuz kalacağız” diye tedirgin oluyorlar.

Hepimiz biliyoruz ki su döngüsü diye birşey var. Neymiş su döngüsü  Wikipedia’dan okuyalım:

Su döngüsü suyun okyanus ve denizlerden atmosfere, atmosferden yeryüzüne, ve yeniden deniz ve okyanuslara ulaşması şeklindeki genel turuna verilen isimdir. Evrenin korunumu yasası gibi, yeryüzündeki su kaynaklarının artmaz veya eksilmezliğini ifade eden bir terimdir ve bir başlangıç veya sonu yoktur.

Dolayısıyla; banyo yaparken, bulaşık yıkarken veya içerken kullandığımız suların “harcanması” gibi birşey söz konusu değil. Bu sular döngünün içerisindeki yerlerini alıyor. Aynı şekilde boşa aktığı söylenen akarsular aslında boşa filan akmıyor. Onlar hem dünyanın doğal klimaları hem de su döngüsünün sürdüğünü gösteren önemli belirtiler.

Gelelim asıl noktaya. Su nereye gidiyor?

“Yetkili”lerin halktan sürekli olarak gizledikleri, gözden kaçırdıkları gerçek şu; suyumuzun büyük bölümü, yine aynı yetkililerin “kalkınıyoruz” diye yutturdukları o devasa binaların, gökdelenlerin, duble yolların içinde!

1000 metrekarelik bir binaya ortalama 400 m3 beton harcanıyor. 1000 metrekarelik bir bina da gökdelen filan değil, 4-5 katlı mütevazi bir apartman gibi düşünün.

Kullanılan 400 m3 beton’un ortalama yüzde 15’i sudur. Yani 1000 m2’lük bir binanın sadece betonunda kullanılan su yaklaşık olarak 60,000 litredir!

Sıradan inşaatlar bu denli su tüketirken, çevremizde virüs gibi çoğalan alışveriş merkezi inşaatları ne durumda dersiniz? Bir AVM ortalama 200,000 m2 olabiliyor. Bu 80,000 m3 beton yani hapis durumda 12,000,000 litre (yazıyla onikimilyon) su demektir!

İnşaatlarda, yollarda kullanılan sular artık su döngüsünün bir parçası olmaktan çıkarlar. Yukarıdaki paragrafta koyu renkle işaretlediğim kısmı tekrar okuyun; su kaynakları artmıyor! Dolayısı ile döngüden çıkan her damla su tüm dünyadaki susuzluğu artırıyor!

Endüstriyel üretimde kullanılan sular? Her gün milyonlarcası tüketilen plastik şişe ve poşetlerin bünyesine giren ve döngüden çıkan sular? Bu konu çok daha derin…

Suyun bu denli hoyratça kullanılması, harcanması insanlardan gizlenirken sürekli kullanılan bir “kalkınma” lafı var. Kalkınma palavrası nedir? Plastik şişe sularına mahkum olmak, su üzerinden milyarlarca dolarlık cirolar yapan, suyu ticari bir mal olarak gören kartelleşmiş şirketlerin ekmeğine yağ sürmek midir? Demek öyleymiş…

Bu konu daha çook su kaldırır…

E-posta sunucuları için bir IP bloklama uygulaması

Problem:

Bir süre önce sunucularımızdan biri üzerinden ara ara ciddi miktarda e-posta gönderildiğini gözlemlemiştim. Sunucu, güncel spam önleme yazılımları ve ince ayarlar ile korunmasına karşın bu durumun nasıl meydana geldiğini anlamak biraz zaman aldı.

Sonuçta ortaya çıkan durum şu; müşterilerimizden birinin kullandığı e-posta hesabının şifresi bir virüs veya trojan yoluyla ele geçirilmiş. Korsanlar bu hesabı kullanıp, geçerli bir SMTP doğrulaması ile Ukrayna, Rusya ve Fransa’dan beş farklı IP adresi üzerinden spam mesajlarını göndermeyi başarmışlar…

Amaç:

Yurtdışından SMTP doğrulaması yoluyla e-posta gönderilerini durdurmak hatta ilgili IP’lerin sunucu erişimlerini tamamıyla engellemek. Bunu yaparken tipik bir sunucuda kurulu bulunması gereken standart uygulamalardan yararlanmak.

Çözüm:

Basit bir betik yardımıyla maillog dosyalarının düzenli aralıklarla taranması ve yurtdışı kaynaklı SMTP doğrulaması yapmaya çalışan IP adreslerinin sunucu erişimlerinin bloklanması. Bu çözüm çok farklı şekillerde geliştirilmeye açık; örneğin yurtiçi veya yurtdışı olsun belirli bir süreden -mesela 30 saniye- kısa aralıklarla gerçekleştirilen SMTP bağlantılarının  bloklanması, belirli ülkelerden SMTP doğrulaması yapan IP’lerin bloklanması vs.

Hazırladığım betiği aşağıya kopyaladım. Eğer benzer bir sorun yaşıyorsanız ve sunucunuza doğrudan “root” erişiminiz varsa bu betik işinize yarayabilir. Serbestçe kullanabilirsiniz…

#!/usr/bin/perl

# onlytr.pl v1.0
#
# This script will help to stop and block SMTP Authentication
# attempts outside from Turkey (TR), using iptables and maillogs.
# Can easily be adjusted to include and/or exclude other
# countries as well.
#
# Please notice that the Geo::IP Perl Module and a recent
# GeoIP.dat country database file is necessary.
#
# Author (c) 2013 Mahir B. Asut - mahir.asut.net
#
# This software ise Public Domain. Please feel free to use
# and distribute.
#
# This software utilizes GeoLite data created by MaxMind,
# available from www.maxmind.com
#
# Usage: First check and edit the Config Section below if necessary.
# Run directly from the server console as root user or create a cron job.
# Tested on RHEL derivatives.

use strict;
use Geo::IP;

my $gi = Geo::IP->new(GEOIP_MEMORY_CACHE);

# START - Config Section 

my $maillog = '/var/log/maillog';
my $iptablessave = '/sbin/service iptables save';
my $iptablesrestart = '/sbin/service iptables restart';
my $iptablesdata = '/etc/sysconfig/iptables';
my $logfile = '/var/log/onlytr.log';

# END - Config Section

open INF,'<'.$iptablesdata || die;
my @data = <INF>;
my $iptablessource = join(';',@data);
close INF;

open INF,'<'.$maillog || die;
my @lines = <INF>;
close INF;

my $found;

foreach my $line (@lines) {
	if ($line =~ 'sasl_username') {
		chomp $line;
		my $ip = $line;
		$ip =~ s/^.*[(d+).(d+).(d+).(d+)].*$/$1.$2.$3.$4/;
		my $notice;
		if ($iptablessource =~ $ip) { $notice = 'already in iptables' }
		else {
			my $country = $gi->country_code_by_addr($ip);
			if ($country eq 'TR') { $notice = 'ip source TR' }
			else {
				$found = 1;
				$notice = 'ip source NOT TR! but '.$country;
				system ("iptables -A INPUT -s ".$ip." -j DROP");
				$iptablessource.= ';'.$ip;
				
				open OUTF,'>>'.$logfile || die;
				print OUTF $line."n";
				close OUTF;
			}
		}
		print $ip.': '.$notice."...n";
	}
}

if ($found) {
	system ($iptablessave);
	system ($iptablesrestart);
}

exit;

 

Uzun URL linkleri (bağlantıları) kısaltarak paylaşmak için eko.bz açıldı

Uzun bağlantıları (linkleri) kolayca nasıl paylaşırım? diye düşündünüz mü hiç?

Özellikle e-posta ve mobil telefonlardan, ayrıca Twitter, Facebook veya Linkedin tarzı sosyal ağlar üzerinden uzuuun ve karmaşık bir bağlantıyı (URL) paylaşmak her zaman sorun olmuştur.

eko.bz bu problemleri çözmek için kuruldu. Şubat ayına dek site test yayınında olacak ancak test sürecinde eklenen bağlantılar sitenin resmi açılışını takiben de çalışmayı sürdürecek.

Uzun bir URL adresini eko.bz anasayfasındaki kutucuğa giriyorsunuz, Kaydet tuşuna basıyorsunuz ve kısa URL’niz kullanıma hazır bir biçimde sizi bekliyor!

Örneğin; http://mahir.asut.net/2011/10/13/xubuntu-11-10-onerici-ocelot-kurulum-ve-izlenimlerim/ şeklindeki bir adres http://eko.bz/E8A2B8V gibi kısacık hale geliyor! Sınırlı sayıda karakter girebildiğiniz yazışmalarda veya uzun bağlantıların bozulabileceği durumlarda güvenle kullanabilirsiniz.

Sadece Twitter, Facebook, Linkedin gibi sosyal ağlar ve e-posta ile değil, QR Code okuyabilen akıllı telefonunuzun kamerasını kullanarak eko.bz’nin oluşturduğu GR Code yardımıyla kısayolu telefonunuza aktarabilir, SMS veya e-posta yoluyla paylaşabilir ya da mobil tarayıcınızda çalıştırabilirsiniz.

Son derece pratik ve üyelik gerektirmiyor. 2012’nin Şubat ayına dek test yayınında olacak, bu tarihten sonra ise resmi açılışı gerçekleşecek.

Efsane Steve Jobs aramızdan ayrıldı

Apple AğlıyorApple şirketinin kurucusu, bilgisayar dünyasının dahi çocuğu, efsane ismi Steve Jobs, 5 Ekim 2011 Çarşamba günü 56 yaşında hayata veda etti.

Bir dönem efsanevi Apple Computers serisinin, ardından Macintosh’ların ve son dönemde de Iphone ve Ipad’lerin ardındaki yaratıcı beyin Jobs idi.

Ortağı Steve Wozniak ile birlikte Apple şirketinin kurdu. Yaşanan anlaşmazlıklarla birlikte 1985 yılında şirketten ayrıldı ve iş istasyonları üretiminde yoğunlaşan NeXT şirketini kurdu.

Jobs, sadece bir bilgisayar dahisi değil aynı zamanda bir pazarlama sihirbazıydı. Kurduğu NeXT şirketini 1996 yılında Apple’a sattı ve 1997’de Apple’daki koltuğuna geri döndü.

Geri dönüşü muhteşem oldu. Apple bu dönemde Iphone ve sonrasında Ipad ile mobil iletişim pazarında büyük pay kaptı. Diğer yandan Apple Mac bilgisayarlarının işlemcilerinde Intel ürünlerini kullanma stratejisi Mac’i bir anda Intel PC pazarının oyuncularından biri haline getirdi.

Apple’nin meşhur elma logosunu Steve Jobs’ın yaptırdığı bilinir. Bunu arkasında son derece hüzünlü bir hikaye var…

Bilgisayar biliminin kurucusu sayılan İngiliz matematikçisi Alan Turing II. Dünya Savaşı sırasında Almanların meşhur şifreleme metodlarını kırdığı için savaş kahramanı ilan edilmişti. Geliştirdiği yapay zeka algoritmaları bugünkü bilgisayarların temelini atmıştı.

Turing 1952 yılında eşçinsel olduğunu açıklamak zorunda kalmış ve bu nedenle dönemin muhafazakar toplumu tarafından dışlanmıştı. Bu duruma katlanamayan Turing iki yıl sonra potasyum siyanid enjekte ettiği bir elmayı ısırarak hayatına son verdi.

Steve Jobs’ın Apple logosu için “dişlenmiş elma”yı tercih etmesi bu trajik olaya bir gönderme olarak kabul edilmiştir. İlk Apple logosunun eşcinselliği semblize eden gökkuşağı renklerine sahip olması da bu kabulü desteklemektedir.

Sadun Boro ve Amatör Denizciler Anıtı Açılışı

Büyük Türk Denizcisi Sadun Boro ve Mahir AŞutBugün ben ve çocuklarım açısından inanılmaz, tarihi bir gün oldu.

1965 – 1968 yılları arasında Necati Zincirkıran yönetimindeki Hürriyet Gazetesinin de  sponsorluğunda, 10.30 metrelik ahşap, çift direkli yelkenlisi Kısmet ile dünya turu yapan Sadun Boro ve eşi Oda Boro (kedileri Miço’yu da unutmamalı) ve  onlardan ilham alarak dünya turuna çıkmış Türk Amatör Denizcileri için Kalamış’ta bir anıtın açılışı yapıldı.

Anıt gerçekten çok güzel ve yeri de muhteşem. Anıtın yapımında en büyük desteği Betame adlı teknesiyle dünya turu yapmakta olan (teknesi halen Karayiplerde, kendisi açılış için uçağa atlayıp gelmiş) Mustafa Aksoy sağlamış. Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’ün desteğini unutmamak lazım.

Sadun Boro; son derece mütevazi ve sevgi dolu bir denizci. Sadun Kaptan uzun süre ayakta kaldı. Sevenlerine imza dağıttı, fotoğraf çektirdi. Yorulmuştur diye kendisine verilen sandalyeye bile oturmadı.

Boro’nun yeğenine bu durumu aktardım. Aynen şunları söyledi; “Terbiyesi, bunca ayakta duran ve kendisine sevgi ile yaklaşan insan karşısında oturmasına müsade etmiyor…” Söylenecek kelime yok bunun üzerine…

Sadun Boro, Alman asıllı eşi Oda ile birlikte Okluk koyunda yaşıyor ve denizlerin temiz kalması, çevrenin korunması için aktif mücadelesini sürdürüyor.

Anıtın açılışından sonra düzenlenen kokteyle yüzyüze tanışma fırsatı buldum kendisiyle. Kendimi çok şanslı hissediyorum Türk Amatör Denizciliğinin duayeni ile tanıştığım için.

Denizciliğe yeni başlayan herkese büyük denizcinin Pupa Yelken kitabını okumalarını öneririm.

 

Turkcell T10 (Huawei U8110) Android 2.1 Macerası

Hizmet tarifemi güncellemek için gittiğim Turkcell bayisindeki arkadaşların “teşviki” ile Android 2.1 işletim sistemi yüklü bir Turkcell T10 (üreticisi Huawei, modeli U8110) telefon sahibi oldum.

Tarifemde yapılan değişiklik ile telefon bedavaya geldi diyebilirim. Tabi bu alete telefon demek ne kadar doğru orası tartışılır.

Bildiğiniz gibi Android, Google’ın Linux tabanlı mobil işletim sistemi. İşin içine Linux girince telefonu kurcalamak farz oldu tabi.

Bu noktadan sonra okumaya devam edecekseniz hemen belirteyim; cihazın mevcut halinden (yüklü uygulamalar vs.) memnun iseniz benim yaptıklarımı denemeyin. “Yok ben illa ki deneyeceğim !” diyorsanız da cihazın kullanılamaz hale gelmesinden doğabilecek tüm sorumluluğun size ait olduğunu hatırlatmak isterim.

Öncelikle telefonda root haklarına sahip olmam gerektiğini düşündüm. Bayağı bir şeyler denedikten sonra Turkcell’in kendine has ROM’u ile kullanışlı birşey yapamayacağıma karar verip ROM güncellemesi yapmayı tercih ettim.

Bu denemeleri yapmadan önce Superboot kullanarak cihaz üzerinde Superuser yani root yetkisi aldım (http://android.modaco.com/content-page/308968/19-may-superboot-rooting-the-pulse-mini/page/60/ adresindeki talimatlardan yararlandım.)

ROM’ları, Android işletim sisteminin cihaz spesifik sürücüler ve uygulamalarla donatılmış paketler olarak düşünebilirsiniz.

Genellikle Android uygulama geliştiricilerinin hazırladığı ROM’ların birçoğu stabil olmayabilir. Deneysel amaçlı birçoğu.

İnternette epeyce araştırdıktan sonra Pro Celestial V2 ROM’unda karar kıldım. http://arsiv.siteniz.org/2011/02/turkcell-t10-ve-vodafone-845-rom-atma.html adresinde bu ROM’un yükleme talimatları mevcut.

*** GÜNCELLEME: Yukarıdaki ROM’u geliştiricilerinin web sitesinde daima son sürümünü bulabileceğiniz (http://forum.xda-developers.com/showthread.php?t=932605) Fresh Zodiac Fruit ROM’u ile değiştirdim. ROM’un Türkçe yükleme talimatlarına http://www.siteniz.org/2011/04/turkcell-t10-ve-vodafone-845-rom-atma-huawei-u8100u8110u8120-fresh-zodiac-fruit-rom-v5-2/ adresinden ulaşabilirsiniz (bu arada orijinal sitede SD kartın üzerinde Swap alanı “0” MB olarak önerilirken Türkçe talimatları yazan arkadaş “32” MB öneriyor. Bunun sebebi şu; normal kurulumda “0” uygun. Ancak Swap rakamını “32” veya “64” gibi bir değer olarak belirlerseniz ROM’la birlikte kurulan a2sd uygulaması, aplikasyonları SD kartınıza kurmaya başlıyor ki bu da telefonun dahili hafızasını kullanmaktan çok daha mantıklı…)

Kurulumların ardından telefon çalışır hale gelince Android Market uygulamasının ücretli yazılımlarda çalışmadığını fark ettim ve http://www.ahmetdereli.com/orjinal-android-roma-market-yukleme.html adresinde bulduğum MarketAccess.apk yükleme talimatlarını ve ayarları uygulayarak MarketAccess’i yükledim, kurdum ve ayarladım.

MarketAccess’i yükleyebilmek için Ubuntu üzerinden bağlandığım Android telefonumda http://karuppuswamy.com/wordpress/2009/04/25/mounting-system-partition-in-read-write-mode-in-android/ adresinde yazdığı şekilde system ve system/app dizinlerine okuma-yazma yetkisi vermem gerekti.

Tüm bu işlemlerden sonra Market uygulaması çalıştı. Hemen “Hava Durumu” ve “Google Maps” uygulamalarını kurdum.

Bu arada ben kurmadım ama Mobil TV’yi yüklemek için http://www.googleandroid.gen.tr/Thread-turkcell-t10-mobil-tv-uygulamasi adresindeki yönergeleri kullanabilirsiniz.

Şimdilik sorun yok gibi…

Yazıyı detaylandırmaya devam edeceğim…

 

CeBIT 2011 izlenimlerim

Türkiye’nin ortak ülke (“partner country”) olarak yer aldığı CeBIT 2011, 1-5 Mart 2011 tarihleri arasında Almanya’nın Hannover kentinde düzenlendi.

CeBIT 2011 Mahir

1998 yılından bu yana sıklıkla katılma fırsatı bulduğum CeBIT, bu yıl geçmiş dönemlere göre daha sönüktü. Ziyaretçi sayıları hakkında istatistikler henüz elimde yok ancak görünen köy de kılavuz istemiyor.

Oyun meraklılarının gözdesi olan 23. salon, Intel öncülüğündeki oyun yarışmalarına ve Intel işlemcileri kullanan oyun bilgisayarlarına ev sahipliği yapıyordu. Fuarın en hareketli salonuydu diyebilirim.

Fuarın öne çıkardığı diğer trendler; giderek artan mobilite, gelişen navigasyon sistemleri, günlük hayata hızla girecek gibi görünen 3D ekranlar, 3D kameralar ve hologram sistemleriydi.

Benim kişisel olarak en çok ilgimi çeken ve zaman ayırdığım alan ise 2. salonda yer alan “Open Source Park” (Açık Kaynak Parkı) oldu.

Özgür yazılım ve açık kaynaklı yazılım ürünlerinin, yazılım geliştiricilerinin, danışmanlık şirketlerinin ve projecilerin yer aldığı alan her ne kadar biraz sıkışık da olsa ilham vericiydi.

Görüşme fırsatı bulduğum kimi şirket ve vakıfların temsilcileri kendilerine gösterilen ilgiden son derece memnun olduklarını belirttiler.

Mozilla standında, Firefox 4’ün “beta” sürümü tanıtılıyordu ziyaretçilere. Dargın biraderler LibreOffice ve OpenOffice.org ayrı ayrı standlarda yer bulmuşlardı. LibreOffice’e olan ilginin daha yoğun olduğunu gözlemledim.

CeBIT 2011 Yazılım Patentlerine Hayir

Kendileri de farklı özgür yazılım projelerinde aktif olarak görev alan kurucu ve çalışanlardan oluşan danışmanlık şirketleri, hem özgür yazılım dünyasına katkıda bulunuyor hem de müşterilerine çözüm üretirken bu yazılımları kullanıyorlar. Üzerinde durulması gereken son derece basit ve bir o kadar güçlü bir iş modeli bu.

Sunma fırsatı bulduğum seminlerde sıklıkla vurguladığım bu modelin aktif olarak uygulanışını görmek ve Richard Stallman’ın tabiriyle, komşusuna yardım fırsatını kaçırmayan, aynı zamanda ciddi kontratlara imza atan bu insanlarla sohbet etmek gerçekten keyifliydi.

 

Bu yazı BTDünyası’nda yayınlanmıştır.

Richard Stallman ve yazılım patentlerinin tehlikesi

Özgür Yazılım fikrinin lideri ve Özgür Yazılım Vakfı’nın (Free Software Foundation) kurucusu Richard Matthew Stallman (rms), İstanbul ve Ankara’da iki seminer verdi.

Richard Stallman, Öğrenciler ve Mahir B. Aşut

Stallman, MIT kökenli bir mühendis ve bence bundan daha da önemlisi, içinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli ve değerli filozoflarından biri.

BİLMÖK etkinliği kapsamında 26 Şubat 2011 tarihinde Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenen “Yazılım Patentlerinin Tehlikesi” (“Danger of Software Patents”) konulu ilk toplantıya katılma fırsatı buldum.

1200 kişilik toplantı salonu iğne atsanız yere düşmeyecek şekilde doluydu. Öğrencilerin ve öğretim üyelerinin ilgisi inanılmazdı. Türkiye’nin dört bir yanından BİLMÖK’e katılan Bilgisayar Mühendisliği öğrencilerinin birçoğu belki de ilk kez Özgür Yazılım fikri ile tanışıyorlardı. Sanırım seminerin ana fikrini oluşturan yazılım patentleri konusu da birçokları için yeterince anlaşılmamış bir kavramdı.

Yazılım patentleri genellikle fikri mülkiyet hakları ile karıştırılır. Fikri mülkiyet hakları Türkiye’de 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) çerçevesinde korunur ve korunmalıdır.

Yazılım patenti ise Stallman’ın da altını çizdiği gibi bambaşka birşey ve bütün bir yazılım paketini değil, bir yazılım parçasının “fikri”ni veya algoritmasını kapsar.

Stallman verdiği örnekler ve sunduğu argümanlar ile yazılım patentlerinin görünürdeki hedeflerinden (“yazılım dahisi”ni korumak) tamamıyla uzak, dev yazılım şirketlerinin pazardaki tekellerini korumak ve geliştirmekte nasıl kullanıldığını net olarak açıkladı. Özellikle “Roman” örneği çok çarpıcıydı.

Bir yazar, çeşitli fikirler, olaylar ve kişiliklerle örülü bir romanı yazdığında bir “bütün” oluşturmuştur. Başarılı bir roman; içerisindeki kurgunun, fikirlerin ve karakterlerin başarısına bağlıdır. Bu fikirler tek başlarına anlam ifade etmeyebilecekleri gibi herhangi birinin sadece bu fikirleri bir araya toplayarak başarılı bir roman meydana getiremeyeceği aşikardır.

Roman fikirlerinin patentlenerek yazarların dava edildiği bir ortam düşünün. Şu an aynı tehlike yazılım geliştiricilerini bekliyor çünkü farkında olarak veya olmayarak “patentlenmiş” bir yazılım fikrini veya algoritmayı kullanmaları halinde çok ciddi lisans bedelleri ödemek veya yazılımlarını baştan yazmak zorunda kalabilirler.

Bu noktada Stallman gerçek endüstriyel sahadaki patentler ile yazılım patentlerini özenle ayırıyor. Endüstriyel sahadaki patentler genellikle belirli bir iş yapış biçimini, bir cihazın tasarım detaylarını içerirler. Bu bilgi son derece nesneldir.

Yazılım fikirleri ise tümüyle soyuttur. Asıl tehlike bu soyutlukların, patent vermeye yetkili devlet kurumları tarafından parayı bastıran yaptırır mantığı çerçevesinde ince elenip sık dokunmadan, anlaşılmadan patent korumalarına dönüştürülmesidir.

Belirli bir yazılım fikri o denli geniş kapsamlı olabilir ki  devlet koruması ile desteklendiği ve bu koruma mahkeme kararı ile bozulamadığı takdirde spesifik bir alandaki tüm gelişimi durdurabilir. Patenti almak isteyen kişinin, patent başvurusuna dair ücretleri karşılıyor olmasının patent mercilerinin başvuru sahiplerine “müşteri” muamelesi uygulaması sonucunu doğurduğunu vurguluyor Stallman ve bu durumun kamu çıkarları adına hizmet etmek zorunda olan bir kurumu tarafsızlıktan uzaklaştırdığının altını çiziyor.

Kime hizmet ettiği belli olmayan, dev yazılım şirketleri dışında topluma hiçbir faydası bulunmayan yazılım patentlerinin bir an önce ortadan kaldırılması veya çok büyük titizlikle regüle edilmesi gerçeği aşikardır.

Richard Matthew Stallman

Öte yandan bitmiş, tamamlanmış bir yazılım paketinin belirli lisanslarla fikri mülkiyet bağlamında korunması gerekli ve zorunludur. Yazılım geliştiricilere, FSF’nin GPL lisansını incelemelerini öneririm. Bugün dev yazılım şirketleri GPL lisansı çerçevesinde koruma altına alınmış bir özgür yazılım ürününü serbestçe alıp, kullanıp, ortaya çıkan yeni ürünü kaynak kodlarını yayınlamaksızın sunamazlar. GPL lisanslı bir ürünü kullanarak geliştirilen yeni ürün de bu lisansın kurallarına uygun olmalıdır.

Yazımı, Stallman’a sorulan bir soru ve onun verdiği yanıtla noktalamak istiyorum;

Soru: “Özgür yazılım vakfını kurmanızın arkasındaki motivasyon nedir ?”

Cevap: “Kendi özgürlüğümü ve sizin özgürlüğünüzü korumak…”

 

 

OpenOffice.org, LibreOffice oluyor…

28 Eylül 2010 tarihinde özgür yazılım dünyasına bomba gibi düşen bir gelişme yaşandı.

OpenOffice.org camiası Oracle’dan koptu ve yeni kurdukları “The Document Foundation” (Belge Vakfı) çatısı altında yeni bir oluşuma gitti.

OpenOffice.org kodlarından hareketle hazırlanan yeni ofis verimlilik paketi LibreOffice’in ilk sürümü de aynı adreste indirilmeye hazır olarak sunuldu.

Yeni oluşuma büyük destek var. Google, Novell, Red Hat ve Canonical (Ubuntu) desteklerini açıkladılar bile. Hatta Ubuntu’nun bir sonraki sürümünde LibreOffice’i görebiliriz. Oracle cephesi gelişmeler karşısında -henüz- sessizliğini koruyor. OpenOffice.org isminin yeni vakıfa devredilmesi bekleniyor. Eğer bu gerçekleşirse LibreOffice ismi ortadan kalkacak ve OpenOffice.org ismi devam edecek.

Konuyla ilgili resmi açıklamaya buradan ulaşabilirsiniz.

İşin içyüzünü merak edenler, OpenOffice.org Türkiye camiasının önde gelen isimlerinden Görkem Çetin’in 3 Ekim 2010 tarihinde LKD üye listesine ilettiği mesajın bir kopyasını aşağıda okuyabilirler.

...
OpenOffice.org cephesinde Sun'a satılma ile başlayan ve Sun'ın
lisanslama konusundan başlayarak OOo'ya yeteri kadar destek
vermemesine kadar süregiden bazı sıkıntılar vardı. Sun'ın Oracle'a
satılması ile Oracle'ın OOo'ya daha az zaman ayırması, Oracle'a daha
fazla pay biçmesi (örn. About menüsünde katkıcıların değil Oracle'ın
adının geçmesi), gönderilen yamaların bekletilmesi ya da kabul
edilmemesi gibi nedenlere daayalı sıkıntılar daha da artınca OOo'nun
bazı ileri gelenleri geçen hafta kendi aralarında mesajlaşarak gizlice
LibreOffice adını verdikleri bu çalışmayı başlattılar (aslında
çalışmanın özü çok daha geriye dayanıyordu, 2 yıl önce Koper'de
gittiğim OOo konferansının kapanış konuşmasında Charles Schulz ilk
bağımsızlık sinyallerini vermişti)

LibreOffice'in geliştirilmesindeki temel amaç, camiayı ve katkıcıları
sürece daha fazla dahil etmek. Bu yönde ilk olarak her ne kadar çok
net belirtilmese de Oracle karar verme sürecinin dışına itilerek
bertaraf edilmiş oldu. Bundan sonra Oracle kendi içinde
OpenOffice.org'u geliştirebilir, ancak lisansın getirdiği özgürlükler
nedeniyle aynı kod temelinde LibreOffice de geliştirilebilecek. Oracle
şimdi Document Foundation'a destek vermek durumunda kalabilir, zira
Google, Red Hat ve Canonical LibreOffice'i geliştirmek için destek
verdiklerini açıkladılar, ayrıca LibreOffice'in ilk sürümü de Go-oo
kullanılarak yayınlandı, dolayısıyla alelacele de olsa bir sürüm
yayınlandığı için organizasyon daha güçlü duruyor. Ayrıca Canonical
"bundan sonra Libre Office dağıtacağım" diyor. Oracle şu sıralar harıl
harıl üst üste toplantılarla durum değerlendirmesi yapıyordur, eminim
2-3 güne o cepheden de bir yanıt gelir.

Öte yandan 10 yılın getirdiği bir deneyimle camiadan pek çok kişinin
kurduğu LibreOffice, aslında 10 milyon satır kodu da yönetiyor olacak.
Dolayısıyla yeni sunucular, yeni servisler, yeni bir hata bildirim
ortamı, web sayfaları, derleme çiftlikleri gibi hizmetlerin
tasarlanması ve hayata geçirilmesi gerekiyor. Bazı konularda geçici
bir afallama yaşanabilir, ama camia gerçekten büyük olduğu için bunun
da üstesinden geleceklerdir.

OpenOffice.org Türkiye olarak yapacağımız işler bazında değişen bir
şey olmayacak, yine aynı/benzer kişilerle çalışacağız, işlerimiz yine
aksamadan (umarım) devam ediyor olacak. Alan adını değiştirmemiz
gerekebilir, ancak bunun için Oracle'ın atağını bekleriz. Bir
ihtimalle bu ismi Document Foundation'a devredecek, LibreOffice ise
çıktığı gibi adını OpenOffice.org'a geri değiştirecek.
...