Uzun URL linkleri (bağlantıları) kısaltarak paylaşmak için eko.bz açıldı

Uzun bağlantıları (linkleri) kolayca nasıl paylaşırım? diye düşündünüz mü hiç?

Özellikle e-posta ve mobil telefonlardan, ayrıca Twitter, Facebook veya Linkedin tarzı sosyal ağlar üzerinden uzuuun ve karmaşık bir bağlantıyı (URL) paylaşmak her zaman sorun olmuştur.

eko.bz bu problemleri çözmek için kuruldu. Şubat ayına dek site test yayınında olacak ancak test sürecinde eklenen bağlantılar sitenin resmi açılışını takiben de çalışmayı sürdürecek.

Uzun bir URL adresini eko.bz anasayfasındaki kutucuğa giriyorsunuz, Kaydet tuşuna basıyorsunuz ve kısa URL’niz kullanıma hazır bir biçimde sizi bekliyor!

Örneğin; http://mahir.asut.net/2011/10/13/xubuntu-11-10-onerici-ocelot-kurulum-ve-izlenimlerim/ şeklindeki bir adres http://eko.bz/E8A2B8V gibi kısacık hale geliyor! Sınırlı sayıda karakter girebildiğiniz yazışmalarda veya uzun bağlantıların bozulabileceği durumlarda güvenle kullanabilirsiniz.

Sadece Twitter, Facebook, Linkedin gibi sosyal ağlar ve e-posta ile değil, QR Code okuyabilen akıllı telefonunuzun kamerasını kullanarak eko.bz’nin oluşturduğu GR Code yardımıyla kısayolu telefonunuza aktarabilir, SMS veya e-posta yoluyla paylaşabilir ya da mobil tarayıcınızda çalıştırabilirsiniz.

Son derece pratik ve üyelik gerektirmiyor. 2012’nin Şubat ayına dek test yayınında olacak, bu tarihten sonra ise resmi açılışı gerçekleşecek.

Thunderbird, Google ve Android Takvim Senkronizasyonu

Takvimimi Thunderbird, Gmail ve Android telefonlarım arasında nasıl senkronize ederim? (eşitlerim) sorusuna yanıt arıyorsanız doğru yerdesiniz.

Bilgisayarlar, akılsız telefonlar, akıllı telefonlar, PDA’lar, tabletler, internet şu bu derken iş takvimimizi, kullandığımız “ortamlar” arasında senkronize tutmak adeta bir işkence haline geldi.

Android telefonlarının pazar payı geçen yıl yüzde 25 iken bu yıl yüzde 52’ye yükseldi dünya çapında. Linux ve özgür yazılım camiası adına büyük bir başarı bu (tabii Google için de!)

Eğer siz de benim gibi Android cihazınız, Thunderbird e-posta istemciniz ve internet tabanlı takviminiz arasında eşitleme yapma sıkıntısı yaşıyorsanız aşağıdaki adımları uygulayarak her üç ortamda tıkır tıkır çalışan ve güncellenen bir ajandaya sahip olabilirsiniz…

Android telefonunuz varsa bir gmail hesabınız da var demektir. Öyleyse başlayabilirsiniz…

Thunderbird Lightning ve Provider for Google Calendar Kurulumu

Thunderbird kullanıyorsanız büyük olasılıkla Ligthning (Thunderbird’in takvimi) eklentisini de kurmuşsunuzdur. Eğer kurmadıysanız hemen Araçlar -> Eklentiler menüsünden Eklenti Edin’e tıklayarak Lightning’i kurun. Veya doğrudan şu adrese tıklayarak eklentiyi indirin ve kurun.

Ardından Provider for Google Calendar eklentisini indirip kurmanız gerekiyor.

Her ikisini de kurup Thunderbird’ü yeniden başlattıktan sonra ikinci adıma geçebilirsiniz.

Gmail Takviminin Ayarlanması

gmail.com adresinden hesabınıza giriş yaptıktan sonra Takvim (Calendar) sekmesine tıklayın. Sağ üst köşede bulunan çark ikonuna tıklayarak Seçenekler -> Takvim Ayarları ekranına girin (eğer ekranda görünen dil İngilizce ise Language seçeneğinin karşısındaki çoktan seçmeli kutucuktan Türkçe’yi seçebilirsiniz.)

Ayarlar ekranında Takvimler sekmesine tıklayın. Takvimlerim başlığı altında isminizin olduğu takvime tıklayın.

Ekranın altına doğru “Özel Adres” yazan bir kısım var. Karşısındaki XML düğmesine tıkladığınızda ekranınıza uzunca bir adres satırı gelecek. Bu adres takviminizi Thunderbird ile senkronize edebilmek için gereklidir. Tüm adresi eksiksiz olarak kopyalayın.

Ardından tekrar Thunderbird ekranına dönün ve Dosya -> Yeni -> Takvim… seçeneğine tıklayın.

“Yeni bir takvim oluştur” penceresi açılacak. “Ağ üzerinde” kutucuğuna çentik atıp İleri tuşuna basın.

Gelen seçeneklerde Google takvimi kutucuğunu işaretleyin ve Konum kutucuğuna az önce kopyaladığınız adresi yapıştırın. Takviminize bir isim verin (örn. Google Takvim) ve bu takvime ait girdiler için bir renk belirleyin (mesela kırmızı)

Bu aşamadan sonra internet üzerindeki gmail takviminizde gireceğiniz veya düzenleyeceğiniz etkinliklerin otomatik olarak Thunderbird Lightning altında da göründüğünü fark edeceksiniz.

Öte yandan Thunderbird’de girdiğiniz yeni bir etkinlik (etkinlik girerken Takvim olarak Google Takvim’inizi ya da yukarıda tanımlarken ne isim verdiyseniz onu seçmeyi unutmayın) kısa süre içerisinde internet üzerindeki gmail takviminizde yerini alacaktır.

Ayrıca tüm bunlar gmail hesabınızı tanımladığınız Android telefonunuzdaki takviminizde de otomatik olarak yer alacaktır. Aynı şekilde, Android telefonunuzda gireceğiniz yeni “olay”ları da gmail hesabınıza bağlarsanız Thunderbird’in ve internet üzerindeki gmail takviminizin de güncellendiğini göreceksiniz.

Eğer Android kullanmıyorsanız, Windows tabanlı akıllı telefonunuza GMobileSync uygulamasını kurup gmail kullanıcı adınız ve şifreniz ile kullanarak PDA’nız ve Google takviminizi eşleyebilirsiniz (bunu şahsen denemedim.)

 

Debian altında LibreOffice Türkçe kurulumu

Debian GNU/Linux işletim sisteLibreOfficeminin son kararlı sürümü Squeeze ile birlikte gelen OpenOffice.org 3.2 ciddi bazı hatalar içeriyor ve kimi dökümanları açarken çöküyor.

Yalnızca bu nedenden ötürü Debian’dan vazgeçmek istemediğim ve işletim sisteminde kararsız sürümleri tercih etmediğim için OpenOffice.org’u kaldırıp yerine LibreOffice kurmaya karar verdim.

İnternet üzerinde bu konudaki kaynakları araştırdım ancak bir çoğunda yeni başlayanları vazgeçirecek hatalar var. Yaptığım ve başarılı olan işlemleri aşağıda paylaştım.

İlk önce bir uçbirim penceresi (terminal) açın ve root olun:

$ su

Ardından OpenOffice.org paketlerini kaldırın:

# apt-get purge OpenOffice.org

Terminal pencerenizi kapatmayın, bir kenarda açık dursun, gerekecek.

Web tarayıcınızdan http://www.libreoffice.org/download/ adresine girin ve aşağıdaki seçenekleri tercih ettikten sonra üstteki ilk üç dosyayı bilgisayarınızın Masaüstü’ne indirin (siz bu işlemi yaparken sürümler değişmiş olabilir, sonraki komutları uygularken dosya ve dizin isimlerini buna göre değiştirin.)

Tümü indikten sonra her üç dosyayı birer birer farenizin sağ tuşuyla seçip Buraya Aç komutuyla Masaüstünüzde açın. Merak etmeyin, her bir dosya, soyadı hariç kendi adını taşıyan bir dizin altına gidecek düzgünce.

Sonra terminal pencerenize dönün ve sırayla (bir önceki komut tamamlandıktan sonra!) aşağıdaki komutları verin. Dizin isimlerini yeni indirdiğiniz sürüme uygun olarak değiştirmeniz gerekebilir buna dikkat edin:

# cd Masaüstü/LibO_3.4.3rc2_Linux_x86_install-deb_en-US/DEBS

# dpkg -i *.deb

# cd desktop-integration

# dpkg -i *.deb

# cd ../../../LibO_3.4.3rc2_Linux_x86_langpack-deb_tr

# dpkg -i *.deb

# cd ../LibO_3.4.3rc2_Linux_x86_helppack-deb_tr

# dpkg -i *.deb

Tüm bu işlemleri hatasız olarak uyguladıysanız Uygulamalar > Ofis menüsü altında LibreOffice uygulamalarını görmeniz gerekir. Sonrasında Masaüstü’ne yüklediğiniz LibreOffice dosyalarını ve açılan dizinleri silebilirsiniz.

 

Ubuntu altında Microsoft Internet Explorer çalıştırmak…

Başlığı okuyunca “ne gerek var?” diye düşünenleriniz olabilir…

Bazı internet web uygulamaları, her nedense, internet explorer dışında hiçbir tarayıcıda çalışmayacak şekilde standart dışı tasarlanıyorlar.

Örneğin; Milli Eğitim Bakanlığının e-okul web uygulamaları hiçbir şart altında Firefox veya Chrome gibi tarayıcılarda çalışmıyor ! (lütfen bizim bir milli işletim sistemimiz -Pardus Linux- olduğunu ve internet explorer uygulamasının doğal olarak Pardus altında çalışmadığına da dikkat edin!)

Ubuntu veya diğer Linux dağıtımları altında internet explorer (6,7,8) kullanmak için türlü yöntemler mevcut. Google’da biraz araştırırsanız PlayOnLinux, IEs4Linux vb. yöntemlere ulaşıyorsunuz ama bunların hiçbiri benim makinemde (şu an Ubuntu 10.04 Lucid kurulu) işe yaramadı.

Ne yaptım ? Çok basit… VirtualBox kurdum (Uygulamalar -> Ubuntu Yazılım Merkezi : VirtualBox OSE)

VirtualBox’u çalıştırıp, 512 MB bellek ve 10 GB disk alanına sahip yeni bir sanal makine yarattım (Uygulamalar -> Sistem Araçları -> VirtualBox…)

Kullanmakta olduğum dizüstü bilgisayarımla birlUbuntu altında VirtualBox içerisinde çalışan Microsoft Windows XP Professionalikte Windows Vista Business ve Windows XP Professional lisanları da orijinal geldiği için yeni yarattığım sanal makineye bunu kurdum (böyle bir CD’niz var ve kurmayı başaramazsanız lütfen yazın, yardımcı olmaya çalışırım. İpucu; CD’nin bir ISO kalıbını çıkarmak ve onu sanal makinenize “bağlamak”.)

Orijinal bir Windows işletim sistemi lisansına sahip değilseniz Microsoft’un deneme amaçlı olarak yayınladığı internet explorer yüklü hazır Virtual PC imajlarını kullanabilirsiniz ! Şu adrese bakın.

Sanal makinenizi kurduktan ve üzerine XP yükledikten sonra internet explorer kullanımınıza hazırdır ! Bu yöntemin bir artısı ihtiyaç duyduğunuz diğer Microsoft Windows uygulamalarınızı da sanal makinenizde çalıştırabilmenizdir (tabii ki tam kurulum sonrası.)

Üstelik bu sanal Windows makinesi son derece de hızlı çalışıyor…

Kolay gelsin…

Ubuntu 10.04 LTS (Lucid Lynx) hakkında

6 aylık periyodun ardından Ubuntu’nun uzun süreli destek (Long Term Support, LTS) sürümlerinin en yenisi olan Ubuntu 10.04 LTS (Lucid Lynx) indirilmeye hazır hale geldi.

Bir süredir yine bir Ubuntu türevi olan Linux Mint kullanıyordum kendi makinemde. Aslında bir önceki sistemimin Ubuntu ile sorun yaratması nedeniyle Linux Mint’e geçmiştim.

Yeni makinemde var olan malum işletim sistemini silip yerine Ubuntu 10.04’ü kurdum (önce Linux Mint kurdum geçici olarak). Kurulum son derece basit. Birkaç adımda yaptıklarımı özetlemek istiyorum:

  1. Yukarıda verdiğim bağlantıdan Lucid’in ISO dosyasını indirdim ve boş bir CD’ye yazdırdım (tabii henüz Linux Mint kuruluyken.)
  2. Ardından makinemde mevcut olan ev klasörümü root kullanıcısı hakları ile farklı bir klasöre (yedek) taşıdım (makinemde iki bölüm -partition- var. Bunlardan biri 100 GB’lik ana bölüm, yani “/”. Diğeri de 400 GB’lik “/home” bölümü.)
  3. Ubuntu CD’sini takarak makineyi yeniden başlattım.
  4. Ekran kartımı ve diğer donanımımı sorunsuz olarak tanıdı ve açıldı.
  5. Bu noktada internet bağlantı ayarlarını yapmanız ve internete bağlanmış olmanız önemli. Çünkü kurulum sırasında dil dosyalarını internet üzerinden indirmek isteyecek Ubuntu. İnternet bağlantısı bulamaz ise bu iş sonradan da yapılabiliyor ancak bayağı bir karın ağrısı yaşattığını söylemeliyim.
  6. Masaüstündeki kurulum bağlantısına tıklayarak kurulumu başlattım (kurulum sırasındaki ayrıntılara girmeyeceğim, detaylarda takılanlara yardımcı olabilirim.)

Kurulum bittikten sonra makineyi yeniden başlattım. /home/yedek klasörüne yedeklediğim dosyalarımı yeni ev dizinime taşıdım (kopyalamadım, kesip yapıştırdım, çok daha hızlı oluyor.)

http://www.winehq.org/download/deb adresindeki yönergeleri uygulayarak hala ihtiyaç duyduğum iki windows tabanlı programı çalıştırabilmek için gerekli olan Wine programının son sürümünü kurdum (depolardaki sürümde bir sorun var. Verdiğim adresteki son beta sürümü tavsiye ediyorum.)

Ardından http://appdb.winehq.org/appview.php?iVersionId=3214 yönergeleri uygulayarak Microsoft Office paketinden Excel’i (ve kullanmayacak olmama karşın sebeplerini az sonra anlatacağım saçma bir nedenle Winword’ü) kurdum.

Bu yönergelerdeki küçük bir eksikliği uçbirimden “winetricks dcom98” diyerek hallettim (dcom98’i kurmadan önce Excel tablolarında bulunan Visual Basic makroları çalışmıyor.)

Sonrasında Uygulamalar -> Wine -> Programlar -> Microsoft Office menüsünden öncelikle Word’ü çalıştırdım. Ekrana gelen pencerede ismimi ve ismimin baş harflerini girdim (önce Excel’i çalıştırınca bu pencere Excel başlangıç penceresinin ardında kalıyor, girilemiyor ve kilitlenip kalıyorsunuz!)

Winword’e bir kez girdikten sonra kapattım ve Excel’i çalıştırdım. Makrolarla dolu tablomu test ettim, çalışırlığını gördükten sonra rahat edebildim 🙂

Bunun ardından yine bir Windows programı olan Notepad++’ı indirdim ve kurdum. Zaten onun kurulumu son derece basit.

Ubuntu’nun Yazılım Merkezinden de (Uygulamalar -> Ubuntu Yazılım Merkezi) FileZilla’yı aratıp kurdum. Ardından http://nightly.geany.org/debian/ adresinden son zamanlardaki diğer favori yazılımcı editörüm olan Geany’yi indirip kurdum.

Geany hızlı kodlamaya elverişli ve IDE özellikleri barındıran kaliteli bir editör. Henüz geliştirilme aşamasında olmasına karşın editör bileşeni olarak tıpkı Notepad++’ta olduğu gibi Scintilla’yı kullandığı için gündelik olarak kullanılabilir durumda.

FileZilla’dan da görüntüleme ve düzenleme aracı olarak Geany’yi ayarlayınca işlem tamamlanmış oldu.

Beni rahatsız ettiği için Ubuntu 10.04’te pencerelerin soluna taşınmış bulunan küçültme, büyütme ve kapatma düğmelerini sağa taşıdım. Bunu yapmak yani pencere büyütme, küçültme ve kapatma düğmelerini sağ tarafa kaydırmak için aşağıdaki adımları uyguladım:

  1. Öncelikle Alt-F2 tuşlarına basıp uygulama çalıştırıcıyı başlattım.
  2. Açılan kutucuğa “gconf-editor” yazarak “Çalıştır” tuşuna bastım.
  3. Sol taraftaki seçeneklerden Apps -> metacity -> general seçeneğini açtım.
  4. Pencerenin sağ tarafındaki “button_layout” girdisini çift tıklayarak açtım.
  5. Açılan minik penceredeki “değer” kutucuğuna “menu:minimize,maximize,close” yazdım ve “Tamam”a tıkladım.
  6. Ve düğmeler olması gereken yerlerine döndü !

Şu ana dek Ubuntu 10.04 hakkında son derece olumlu izlenimler edindim. Makinenin açılışı son derece hızlandı (~  25 sn.). Phoronix testlerinin de işaret ettiği gibi disk erişimi (ext4 dosya sistemi kullanıyorum) inanılmaz hızlı. Büyük dosyaları kopyalarken özellikle çok başarılı.

Bu aşamalar bitince sıkça yararlandığım bazı yazılım depolarını yazılım kaynaklarım arasına ekledim (playdeb, getdeb gibi…) Bu şekilde, bir kez kurulan bir yazılımın yeni güncellemelerini takip etmek zorunda kalmıyorsunuz. Güncelleme Yöneticisi sizin için bu takipleri yapıyor…

Ana işletim sistemim olarak uzun süre kullanmayı planlıyorum Lucid’i. Hatta üzerinde hazır olarak kurulmuş ve gerekli ayarlamaları yapılmış Lucid yüklü bilgisayarların ekopc.com üzerinden satışı için de bir çalışma yapmayı planlıyoruz.

Şimdilik benden bu kadar. Yorumlarınız ve sorularınız olursa yanıtlamaya çalışacağım…

İnternet yoluyla yeni müşteri kazanmak ve satışları arttırmak

Ticari işletmelerin bir amacı da kazançlarını arttırmaktır ve bunun yolu yeni müşteriler elde etmek veya satışı arttırmaktan geçer.

Son derece değerli hocalarımızdan, son derece değerli dersler aldığımız okulumuzda bize öğretilenlerin adeta bir özeti bu cümle…

Satışları arttırmaya ve yeni müşteriler elde etmeye giden yolda internet önemli bir araç olabilir.

Bazılarınız için bu “saptama” yeni değil elbette. Zaten amacım bu saptamaya vurgu yapmak değil, satışlarınızı internet yoluyla nasıl artıracağınıza dair somut, denenmiş, çalışan ve pratik ipuçları sunmak.

Sorunuz “İnternet yoluyla satışlarımı ve müşteri sayımı nasıl arttırırım ?” olmalı. Yanıtları da aşağıda…

  • İşletmenizi temsil edecek, ürün ve hizmetlerinizi tanıtmanızı sağlayacak, var olan müşterilerinizle ilişkilerinizi geliştirecek doğru düzgün bir internet web siteniz olsun. Bu konuda mutlaka profesyonel destek alın.
  • İnternet üzerinden erişilir olun. İşletmenizin web sitesini sektörünüzle ilgili tüm dizinlere kayıt ettirin. Arama motorlarından arandığınızda mutlaka erişilir olun.
  • Web siteniz güzel görünsün veya “şanınız yürüsün” diye orada durmuyor. Onu, sizin için çalışır kılmanız gerekir. Web sitenizden beklentilerinizi net olarak saptayın ve bu beklentilerinizi uygulamaya geçirin.
  • Sektörünüzle ilgili forum sitelerini gezin, insanların sorularını yanıtlayın, gereğinde kendi web sitenize yönlendirmekten kaçınmayın. Bunları yaparken dürüst olun ve kimseyi kandırmaya çalışmayın.
  • İnsanların size ulaşmasını istediğiniz anahtar sözcüklerinizi belirleyin (örneğin “güzel şapkalar”, “taze meyve”, “pvc pencere”…) ve internet danışmanınızdan bu sözcükler arandığında size ulaşılabilmesi için gerekenleri yapmasını isteyin.
  • Eğer internet siteniz aracılığı ile doğrudan satış yapıyorsanız fiyatlama stratejinize dikkat edin. Ne ölü fiyatına satış yapın ne de gerçekçi olmayan aşırı fiyatlamaya gidin.

Yazımız devam edecek…

Kriz ortamında proje yönetimi

Ekonomik kriz, birçok projenin iptalini veya ertelenmesini gündeme getirirken halen yürüyen projelerde de çeşitli zorluklar yaşanmasına yol açıyor.

Talep daralması ve yatırım iptalleri, gelecek öngörülerini etkiliyor. Bırakın altı ay, bir yıl sonrasını, yarını bilmek dahi oldukça zor.

Böylesi bir ortama kritik bir projenin tam ortasında yakalanan kurumların, tedarikçilerin ve özellikle de proje yöneticilerinin her şeyi eskisi gibi sürdürmeleri olası görünmüyor.

Kriz ortamında, yürüyen projeleri etkileme potansiyeline sahip çok sayıda etken var;

* Proje finansmanında yaşanacak güçlükler
* Maliyetlerdeki beklenmedik değişimler
* İş gücü kayıpları
* Beklentilerin değişmesi

Bunlardan sadece birkaçı.

Bu etkenlerin tamamen veya kısmen gerçekleşmesi bazı sonuçlara yol açar;

* Projenin gecikmesi
* Beklenen karlılığın elde edilememesi (tedarikçi açısından)
* Proje sahiplerinin ilgilerini yitirmeleri (projeyi ölüme terk etmek!)
* Projenin -geçici süreyle- durdurulması

Gibi…

Kriz ortamında proje yönetmek, projeyi olumsuz sonuçlara sürükleyebilecek etkenlerin tümünün öngörülmesini ve bu öngörülerin eylem planları ile desteklenmesini gerektirir.

Bu çalışmayı yapması gereken Proje Yönetimi, çalışmayı verilerle destekleyecek ve nihai kararları alacak olan ise hem müşteri hem de tedarikçi kuruluşların yetkililerinden oluşan yürütme komitesidir.

Proje Yönetimine düşen en önemli görev projeye dahil olan herkesin aynı gemi içerisinde olduğunun bilinci ile öngörülerini saklamadan, çarpıtmadan ve netlikle ortaya koymasıdır.

Bir Proje Yöneticisi açısından hiçbir şey yarım bırakılan bir proje kadar rahatsız edici olamaz.

Özellikle tedarikçiyseniz ve projenizi var olan bütçe ve zamanda tamamlamanızı engelleyecek ciddi sıkıntılar yaşıyorsanız, yeni öngörüleriniz geçmişteki varsayımlarınızla çelişiyor ise bu durumu mutlaka ve mutlaka müşteriniz ile açıkça paylaşın.

Profesyonel dürüstlük kapsamında değerlendirilebilecek bu tür bir yaklaşım size zarar vermez. Öngörülerinizin, eylemlerle desteklenmemesi durumunda projenin başarısızlığa uğraması genellikle daha büyük zararlar yaratır.

Bu durumun tersi de geçerli olabilir. Müşteri durumunda olan proje sponsorları, ani kararlar vermekten kaçınmalı ve bir projenin kaderini çizerken öngörülerini tedarikçileri ile açıkça paylaşmalı.

Kriz ortamında, bir projenin gelecekteki sonuçlarına ait beklentilerin olumsuz yönde çarpıcı biçimde değişmediği durumlarda proje sponsorlarının da tedarikçilerinden bazı fedakarlıklar beklemeleri olasıdır.

Müşteri konumunda olan sponsorlar, tedarikçilerine bu yöndeki taleplerini iletmekte genellikle daha rahat hareket edebilirler. Tedarikçiye düşen ise bu talepleri almak, mümkün olduğunca tarafsız bir bakış açısıyla değerlendirmek ve olumlu-olumsuz kararların sonuçlarını da dikkate alarak yanıtlamaktır.

Krizler, finansal gerçeklerin sonucu doğuyor ve psikolojik etkenlerle büyüyor. Bu nedenle, krize büyük bir projenin ortasında yakalanan proje paydaşları öncelikle empati ve sabırla hareket etmeli.

Tüm paydaşlar, şimdiki ve gelecekteki durumlarını iyi değerlendirmeli ve Proje Yöneticilerini öngörülerini ve beklentilerini açıkça paylaşmaya teşvik etmelidir.

Hoşçakalın…

(Bu yazımın aslı BTdünyası‘nda yayınlanmıştır.)

Ofislerde PC kullanımı ve verimlilik

Birçok şirket (küçük, büyük farketmiyor) bilişim yatırımlarını “evladiyelik” görme eğiliminde.

Bilgisayarlar alınıyor, yıllar geçiyor, defter değerleri sıfırlanıyor ve o bilgisayarlar en sonunda patlayıncaya kadar kullanılıyor.

Bir açıdan bakınca “tasarruf yapıyorlar işte?” diye düşünebilirsiniz. İlk bakışta gerçekten de öyle görünebilir. Ama çoğunlukla durum böyle değil.

Zamanında yenilenmeyen bilgisayar donanımı ve güncellenmeyen ağ alt yapıları, sayısız sakıncayı ve görünen görünmeyen maliyeti beraberlerinde getiriyorlar.

“Alet işler el övünür” atasözümüzün belki de en çok yakıştığı “alet”lerden biri de bilgisayarlar. Bilgisayar, sizin için vazgeçilmez bir iş makinesi ise, bilgisayarınızın “güncelliği” çalışma şeklinizi ve hızınızı doğrudan etkileyen en önemli faktördür.

Konunun teknik detaylarına, hangi durumlarda neyin nasıl seçilmesi gerektiğine girmeden, yalnızca olası kayıp ve zararlara işaret etmek istiyorum.

Veri kaybı:

Bilgisayarların içerisindeki “en mekanik” aletler sabit disklerdir. Dakikada binlerce devirle sürekli hareket halinde olan bu cihazlar biz kullanıcılar için son derece değerli olan belgelerimizi barındırırlar. Yıllar boyunca hazırladığınız belgelerin, verilerin, elektronik postalarınızın bir anda iflas eden sabit diskinizle birlikte “uçması” an meselesidir.

Üç, dört yıllık bir sabit diskin çökmesi ve giderken herşeyinizi beraberinde götürmesi şaşırtıcı değildir. Milletçe benimsediğimiz “bize bir şey olmaz” düsturu uyarınca yedek de almamışsanız yandı gülüm keten helva !

Zaman kaybı:

Arıza yapan bir bilgisayarın yerine yenisinin ikame edilmesi, düzenli bir bilgi işlem yönetimi ve tanımlı süreçleri olmayan şirketlerde adeta kabusa dönüşür. Ya apar topar yeni bir makine alınıp çalışanın önüne konur ya da eskisi tamire, kullanıcısı da dinlenmeye gönderilir.

Bilgisayarı devre dışı bırakan arızaların mutlaka fiziksel olması gerekmez. Yaygın olarak kullanılan Microsoft Windows işletim sistemleri (hangi sürüm olursa olsun) kullanım sıklığıyla orantılı olarak düzenli aralıklarla yeniden kurulmak ister.

Kullanıcılar bu durumu “makineme format atıldı/atılacak” cümleleri ile özetlerler. Eğer şanslı iseler makinelerindeki işletim sistemleri yenilenir, verileri sağlamca durur ve eskisi gibi çalışmaya devam edebilirler.

Diğer yandan, yavaş çalışan yazıcılar ve başka çevre birimleri de önemli zaman kaybettiricilerindendir.

Performans kaybı:

Tüm kayıpların içerisinde en az gözle görülen ve “patron”lar tarafından en çok ihmal edilen performans kaybıdır.

Kullandığı bilgi ve belgeler yıllar içerisinde artan bir kullanıcı, aynı makine ile herşeyi giderek daha yavaş yapmaya başladığını bazen farkeder, bazen farketmez, bazen de aldırmaz. Bu yavaşlık gerek donanımsal gerekse yazılımsal gerekçelerden kaynaklanabilir. Ama her durumda kullanıcının performansını ve verimliliğini ciddi biçimde düşürür.

Bilgisayarlarını yenilemeye ikna olan şirketlerin bir eğilimi de “tamam, kasaları değiştirelim ama monitörler sağlam, onlara dokunmayalım.”dır.

Aslında hiç de öyle değil. Monitörler, artan iş yükü, gelişen uygulamalar, değişen rekabet koşulları vb. çevre değişkenler nedeniyle yükleri giderek artan ekipmanlardır.

Daha çok sayıda belgeyi aynı ekran üzerinde görebilmek veya bir köşede güncel haberleri izlerken diğer köşede o anki hesap tablosuna konsantre olmak gerekebilir.

Geçenlerde 17”lik monitörünün yerine 22”lik bir monitör koyan bir arkadaşım performansının inanılmaz arttığını söylüyordu. Yapılan araştırmalar, ekran boyutlarının 1” dahi büyümesi ile %25’e varan performans artışları yaşandığını gösteriyor !

Üstelik güncel LCD ekranlar, eski tip CRT ekranlara göre daha az elektronik çevre kirliliği yaratırken çok daha düşük miktarda elektrik harcıyorlar.

İşin ironik yanı kullanıcılar bu durumun farkına varsalar bile patronlarına açıklamakta zorlanıyorlar. Hemen “adama bak, kendine büyük ekran istiyor!” deniveriyor.

Potansiyel kayıplar:

Yukarıda saydığımız tüm kayıplar parasal karşılıkları basitçe hesaplanabilecek, el ile tutulan kayıplardır. Öte yandan potansiyel kayıplar çoğu zaman sadece profesyonel bilgi işlemcilerin tespit edebileceği unsurlardır.

Aslında “orada” olması gereken ama olmayan cihazlar veya hizmetler bu kayıpları yaratır. Hızlı bir internet veya ağ bağlantısı, hızlı bir yazıcı, bir veri depolama ünitesi, dosya sunucusu, kesintisiz güç kaynağı, jeneratör vs.vs…

Uzun yıllar önce tanıdık bir şirketin istisnasız tüm bilgisayarları aynı anda, ani bir elektrik dalgalanması nedeniyle yanmıştı. Evet, resmen makinelerden duman çıkmıştı. Son derece basit bir güç kaynağı bu olayı önleyebilirdi.

Yukarıda saydığım tüm kayıplar bilgi işlemi, bilgi işlem ekipmanını dış kapının mandalı olarak görmekten kaynaklanıyor. Dışarıdan (outsourcing) veya içeriden iyi yönetilen bir bilgi işlem ortamında bu kayıpların hiçbirine izin verilmez, verilmemelidir.

Hoşçakalın…

(Bu yazının aslı BTdünyası‘nda yayınlanmıştır.)

Güvenli İnternet Kullanımı Semineri

27 Mayıs 2007 tarihinde İstanbul Ataşehir Mozaik Çarşı Konferans Salonunda, Dente bilgisayarlarının sponsorluğunda Güvenli İnternet Kullanımı konulu bir seminer verdim.

Seminere ilişkin sunum dosyasına buradan ulaşabilirsiniz (seminer dosyası PDF biçemine dönüştürülmüştür.)

Bir "Proje Yöneticisi(!)nin" günlüğü

…. Pazartesi
“Sevgili günlük, bugün iki hafta önce aldığımız yeni projenin hazırlık çalışmalarına başladım. Sabah duyurusunu yapıp öğleden sonra düzenlediğim ‘kick-off’ toplantısına kimse katılmadı ?? Ne sorumsuz insanlar bunlar !”

…. Salı
“Sevgili günlük, bugün müşteri ziyareti yapmayı planlıyordum. Sabah müşteriyi aradım aradım kimseyi bulamadım ? Yok kardeşim bu adamlarla proje yapılmaz yaa !”

…. Çarşamba
“Sevgili günlük, müşteri bu sabah beni aradı ! Ne olup bittiğini merak etmişlermiş ! Uzun uzun konuştuk, sorular sordular ! Hatırlandığım için çok mutluyum ! Hazırlıklarımı sürdürüyorum…”

…. Perşembe
“Sevgili günlük, teknik ekipten istediğim rapor gelmedi ! Son derece üzgünüm…Halbuki daha dün onlara raporun acil olduğunu söylemiştim!”

…. Cuma
“Sevgili günlük, bugün nihayet teknik ekibin raporu geldi. Aman Allahım ! Bizim bu projeyi 6 aydan önce bitirmemize imkan yokmuş ! Halbuki müşteriye 3 ay demiştim telefonda !”

…. Pazartesi
“Sevgili günlük, haftasonum çok iyi geçti, bol bol tenis oynadım ! neyseki bugün kimse arayıp sormadı, rahat bir gündü…”

…. Salı
“Sevgili günlük, bugün çok berbat geçti ! Acayip moralim bozuk ! Proje planını hazırlamayı unuttuğumu fark ettim ! Yarın hemen birşeyler yapmam lazım.”

…. Çarşamba
“Sevgili günlük, proje planını yaptım, müşteriye gönderdim, çok mutluyum…”

…. Perşembe
“Sevgili günlük, bugün teknik ekibin müdürüyle kapıştık ! Yok ben bilmediğim projeye kaynak ayıramam, yok proje planından bile haberim yok…bahane, hep bahane !”

…. Cuma
“Sevgili günlük, bugün de bizim satışçılarla kapıştık ! Müşteri şikayet ediyormuş. Proje planı eksikmiş, zaman planlaması kötüymüş, hala teknik ekiple tanışmamışlarmış…Etsin kardeşim ! İş yapıyoruz burda !”

…. Pazartesi
“Sevgili günlük, yok arkadaş insanlara yaranılmıyor! Neymiş efendim ortada doğru düzgün proje planı yokmuş, teknik ekip olaylardan habersizmiş, satışçılar zor durumda kalıyormuş…muş ! Yok arkadaş ağzınla kuş tutsan yaranamazsın zaten…”

…ve hikaye böyle gider…

Hoşçakalın

(Bu yazının aslı BTdünyası‘nda yayınlanmıştır.)