Ubuntu MATE 15.10 hakkındaki görüşlerim ve önerilerim

Uzun süreli bir Fedora MATE kullanıcısı olarak son zamanlarda yaşadığım bazı sorunlar nedeniyle farklı bir dağıtım arayışına girmiştim.

Elementary OS dahil birçok dağıtımı denedikten sonra arkadaşlarıma ve müşterilerimize önerdiğimiz Ubuntu MATE‘i tekrar denemeye karar verdim.

Fedora, son derece hızlı güncellenen ve başarılı bir işletim sistemi. Red Hat Enterprise Linux (RHEL) tarafından desteklenmesi ve aslında RHEL dağıtımları açısından bir deneme ortamı olması nedeniyle özellikle çekirdek (Linux Kernel) güncellemeleri ve diğer kritik güvenlik güncellemeleri hemen yayınlanıyor. Bu durum da zaman zaman stabilite sorunlarına yol açıyor.

Bu hıza ihtiyacım olmadığına, stabilitenin benim açımdan daha önemli olduğuna karar verdim.

Herşeyden önce Ubuntu MATE (15.10) kurulumu tamamıyla sorunsuz gerçekleşti. Ardından benim açımdan önemli uygulamaları kurdum ve test ettim, tümü başarıyla çalıştı.

Zaman zaman ihtiyaç duyduğum bir HTML editörü olan KompoZer resmi Ubuntu depolarından çıkarıldığı için Ubuntu topluluğunun yardım sayfalarında bulduğum bir yöntemle KompoZer’i de kurabildim.

Yeni bir sabit disk üzerine kurulum yaptığımdan, bir önceki diskimi USB portu üzerinden bağlayıp tüm verilerimi ve ayarlarımı Ubuntu MATE’e aktardım.

Yazıcı ayarlarımı kopyalamak da son derece kolay oldu. Eski diskimdeki /etc/cups klasörünü ve ev dizinim altındaki .hplip klasörünü yeni diske aktarınca işlem tamamlandı (ayrıntılı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz)

Bu yazı zaman zaman güncellenmeye devam edecek…

Sayısal bilgi yığını ve yedeklemenin önemi

ekobulut_kds_hpBilgisayarlar, akıllı telefonlar, sayısal (dijital) kameralar ve video kayıt cihazlarının kullanıldığı her durumda elektronik bilgi üst üste yığılmaya devam ediyor.

İlk kez 2002 yılında, sayısal ortamda biriken veri miktarı diğer ortamlardaki (kitaplar, dergiler, video kasetler vb.) veri miktarını aştı (University of Southern California tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre)

Bugün ise dünyadaki tüm verinin %97’sinin sayısal ortamda bulunduğu öngörülüyor..!

İş dünyası; teklifler, raporlar, sunumlar, belgeler, e-posta mesajları, fotoğraflar, videolar, uygulamalar, bu uygulamalara ait veriler ve diğer sayısal bilgi etrafında şekilleniyor. Elektronik arşivler giderek büyüyor…

Sayısal bilgi artık onu taşıyan donanımdan çok daha değerli. Aktif bir iş kullanıcısına “ya verini ya PC’ni..!” diye sorsanız büyük olasılıkla verilerini tercih edecektir.

Sayısal veriye bu seviyede bağımlı olmak beraberinde riskler getiriyor. İlk akla gelen doğal olarak veri kaybı…

Kimse bunu istemez, başına gelmeyeceğini düşünür bundan dolayı da çoğunlukla önlem almaz.

Büyük, kurumsal firmalar veri kayıp risklerini ciddi veri merkezi yatırımları, pahalı yedekleme sistemleri ve uygulanması zorunlu bilgisayar kullanım politikaları ile bertaraf etmeye çalışır.

Daha küçük çapta, ancak yine de sayısal bilgiye aşırı bağımlı kuruluşlar veya ev kullanıcıları için seçenekler daha sınırlı. Hiç değilse bir harici disk üzerinde belirli aralıklarla yedek almak veya bilgisayardaki verileri bu ortamda senkronize etmek gerekir (bu konuda 2013 yılında yazdığım bir yazıya buradan ulaşabilirsiniz)

Bir tık yukarı çıkıp kişisel bulut cihazları edinebilirsiniz. Bu cihazların birçoğu verinize yerel bilgisayar ağınız üzerinden hatta internetten erişim olanağı sağlar.

İş kullanıcıları genellikle güvenlik, hız ve kapasite gibi gerekçelerle uzak dursa da özellikle kişisel kullanıcılar arasında internet temelli bulut hizmeti sunan servisler (Dropbox vb.) de revaçta. Çok kritik veya mahrem olmayan verilerin uzak sunucularda yedeklenmesi, depolanması veya paylaşılması uygun olsa da bu servislerin güvenliği ve güvenilirliği tartışmalı.

Biz EkoPC bünyesinde, küçük ve orta boy işletmelerin (KOBİ), hatta ev kullanıcılarının veri yedekleme ve veri depolama ihtiyaçlarına yönelik bir çözüm geliştirdik. Bu çözüm; bulut hizmetlerinin erişim esnekliğini, 2 Terabyte’dan başlayıp 18 Terabyte’a varan yüksek kapasiteyi, disk hatalarına karşı dahi veriyi koruyan güçlü sunucu ekipmanının güvenilirliğini ve GNU/Linux işletim sistemi ve yazılımlarının güvenliğini Türkiye çapında servis veren hizmet paketimiz ile bir araya getiriyor.

Veri yedekleme ve depolamayı ihtiyaç değil zorunluluk olarak gören herkesi bu son derece verimli ve ekonomik çözümleri incelemeye davet ediyorum (bkz. www.ekobulut.com)

Fedora Kurduktan Sonra Yapılması Önerilenler

Fedora (MATE-Compiz Spin), son birkaç yıldır favori GNU/Linux dağıtımım oldu. Bilgisayar kullanmaya veya GNU/Linux’a yeni başlayanlara halen Ubuntu Mate veya Linux Mint kullanmalarını önersem de ileri düzey kullanıcılar için Fedora biçilmiş kaftan (neden ileri düzey hemen açıklayayım. Fedora, özellikle .rpm temelli dağıtımlar için çalışan geliştiricilerin kendi makinelerindeki öncelikli tercihi. Tam da bu nedenden dolayı Kernel ve diğer güncellemeler oldukça hızlı geliyor Fedora’ya. Bu bir yanıyla iyi ancak zaman zaman stabilite problemleri oluşabiliyor, o ana dek çalışan bir yan ekipman veya uygulama birden bire çalışmaz hale gelebiliyor, bunun düzeltilmesi de zaman alabiliyor. Doğru teşhisi koyup sistemi bir önceki durumuna getirmek gerekebiliyor. İşte bunun için Fedora’yı nihai kullanıcı açısından biraz daha “riskli” bir sınıfta ele alıyorum. Diğer dağıtımlarda da benzer durumlar yaşanabilir ancak güncelleme frekansları daha düşük olduğundan ihtimal az.)

Yeni bir Fedora kurulumu ardından sistemi iyileştirmek adına yaptığım şeyleri paylaşmak istedim.

1. Adım: Güncelleştirme

Yeni bir kurulumun ardından ilk yaptığım işlem… Sistem > Yönetim alt menüsünden Yum Extender’i çalıştırıyorum, güncellemeleri onaylıyor ve kuruyorum. Ardından bilgisayarı yeniden başlatıyorum (özellikle Kernel ile ilgili güncellemelerde yeni Kernel’i devreye almak için makinenin yeniden başlatılması gerekir)

Fedora, Özgür Yazılım felsefesinin ruhunu yakalamış bir dağıtım. Şurası da bir gerçek, zaman zaman Fedora’nın doğrudan sağlamadığı kimi uygulamalar ve yazılım desteklerine ihtiyaç duyuluyor. Bunlar olmadan, örneğin bir MP3 müzik dosyasını oynatmanız mümkün değil.

2. Adım: Yazılım depolarının kurulumu

Bu amaçla öncelikle RPM Fusion yazılım deposunu kuruyorum. RPM Fusion, Fedora’nın resmi olarak desteklemediği çok sayıda bileşeni bir arada barındırıyor.

RPM Fusion iki farklı depodan oluşuyor aslında; Özgür yazılımlar ve özgür olmayan yazılımlar. Başta “RPM Fusion free” olmak üzere sırayla her iki depoyu da kuruyorum. Kurulum son derece kolay ve RPM Fusion sayfalarında gerekli bilgiler var.

3. Adım: Ek yazılımlar

Temel kurulum çok sayıda uygulamayı hazır olarak içeriyor olsa da, Fedora’da (veya belli başlı dağıtımların tümünde) ek bir uygulama yükleyip kurmak son derece kolay. Az önce güncellemeler için kullandığımız Yum Extender, arka planda Yum paket yöneticisini kullanarak dilediğiniz uygulamaları kurmanızı kolaylaştırıyor.

Kurduğum başlıca paketler;

  1. Thunderbird E-Posta Uygulaması
  2. LibreOffice
  3. VLC Media Player
  4. Geany Programlama Editörü
  5. GIMP Grafik Editörü
  6. HP yazıcı kullanıyorsanız HPLIP ve HPLIP-GUI
  7. IcedTea-Web (Web tarayıcı için Java eklentisi)
  8. Oracle VirtualBox (Oracle VirtualBox kurduktan sonra kullanıcı adınızı vboxusers grubuna eklemeniz ve kullandığınız sürüme uygun “extension pack”‘i Oracle’den yüklemek durumundasınız. )

 

 

Marmara Üniversitesi Özgür Yazılım Semineri Sunum Notları

12.12.2014 tarihinde Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde gerçekleştirdiğim “Özgür Yazılım ve GNU/Linux” konulu seminere ait  sunum belgesine aşaıdaki bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

ekopc_marmara_uni_sunum_2014_12_12

Netscan problemlerinin çözümünde kullanıcı ve uygulama izolasyonu

Geçenlerde bir müşterimizin sunucusu ile yaşadığımız problemin çözümü konusunda çalışırken bu durumun yaygın olarak yaşanmakta olduğunu fark ettim.

Müşterimiz, servis sağlayıcısından uyarı almış; sunucusu üzerinden belirli bir IP aralığındaki tüm adreslere yönelik port 22 (SSH portu) saldırı denemesi yapılıyormuş.

Genelde sunucu üzerindeki herhangi bir kullanıcının giriş bilgilerini (login credentials) ele geçiren kötü niyetli biri veya bu bilginin yüklendiği bir “bot” (sunucuya yüklenen ve otomatik işleyen bir uygulama) bundan sorumlu oluyor.

Çözüm yolunda iki komut son derece yararlı oluyor (GNU/Linux için):

netstat -anp --inet

Bu komutta kullanılan “a” (“all”) parametresi tüm soketlerdeki bağlantıları görüntülüyor ki bu son derece kritik. “n” (“numeric”) parametresi IP adreslerinin görüntülenmesini sağlıyor. “p” (“programs”) parametresi ise her bir soketi kullanan programın PID’sini veriyor.

Çıktısı kabaca şöyle (kaynak IP adresi xxx’ler ile, hedef IP adresi yyy’ler ile değiştirilmiştir):

Active Internet connections (servers and established)
Proto Recv-Q Send-Q Local Address Foreign Address State PID/Program name 
...
tcp 0 0 xxx.xxx.xxx.xxx:53207 yyy.yyy.yyy.yyy:22 ESTABLISHED 12916/[khubd]

Bu komutun çıktısında göze çarpan sorunlu bağlantılardan (örneğin sunucunuzun rasgele bir portundan, tamamıyla ilgisiz bir IP’nin 22. portuna giden bağlantılar gibi) sorumlu uygulamayı bulmak için öncelikle çıktının son sütununda yer alan PID kodunu not edin (yukarıdaki örnekte 12916). Ardından;

ps -auxw

komutunu işletmeniz gerekiyor. Bir önceki komutu çalıştırdığınızda elde ettiğiniz PID’yi bu komutun çıktısındaki ikinci sütunda bulduğunuzda hem bu uygulamadan sorumlu kullanıcıyı hem de uygulamayı görebilirsiniz. Böylece üzerinde yoğunlaşmenız gereken spesifik uygulama ve kullanıcıyı izole etmiş olursunuz.

Asıl tehdit; Su nereye gidiyor?

Bu yazı su üzerine.

“Yetkili” merciler sürekli olarak bize suyumuzun azaldığını, suyu idareli kullanmamız gerektiğini söyleyip duruyorlar.

Öylesine bir baskı oluşturdular ki; insanlar evlerinde banyo yaparken “eyvah susuz kalacağız” diye tedirgin oluyorlar.

Hepimiz biliyoruz ki su döngüsü diye birşey var. Neymiş su döngüsü  Wikipedia’dan okuyalım:

Su döngüsü suyun okyanus ve denizlerden atmosfere, atmosferden yeryüzüne, ve yeniden deniz ve okyanuslara ulaşması şeklindeki genel turuna verilen isimdir. Evrenin korunumu yasası gibi, yeryüzündeki su kaynaklarının artmaz veya eksilmezliğini ifade eden bir terimdir ve bir başlangıç veya sonu yoktur.

Dolayısıyla; banyo yaparken, bulaşık yıkarken veya içerken kullandığımız suların “harcanması” gibi birşey söz konusu değil. Bu sular döngünün içerisindeki yerlerini alıyor. Aynı şekilde boşa aktığı söylenen akarsular aslında boşa filan akmıyor. Onlar hem dünyanın doğal klimaları hem de su döngüsünün sürdüğünü gösteren önemli belirtiler.

Gelelim asıl noktaya. Su nereye gidiyor?

“Yetkili”lerin halktan sürekli olarak gizledikleri, gözden kaçırdıkları gerçek şu; suyumuzun büyük bölümü, yine aynı yetkililerin “kalkınıyoruz” diye yutturdukları o devasa binaların, gökdelenlerin, duble yolların içinde!

1000 metrekarelik bir binaya ortalama 400 m3 beton harcanıyor. 1000 metrekarelik bir bina da gökdelen filan değil, 4-5 katlı mütevazi bir apartman gibi düşünün.

Kullanılan 400 m3 beton’un ortalama yüzde 15’i sudur. Yani 1000 m2’lük bir binanın sadece betonunda kullanılan su yaklaşık olarak 60,000 litredir!

Sıradan inşaatlar bu denli su tüketirken, çevremizde virüs gibi çoğalan alışveriş merkezi inşaatları ne durumda dersiniz? Bir AVM ortalama 200,000 m2 olabiliyor. Bu 80,000 m3 beton yani hapis durumda 12,000,000 litre (yazıyla onikimilyon) su demektir!

İnşaatlarda, yollarda kullanılan sular artık su döngüsünün bir parçası olmaktan çıkarlar. Yukarıdaki paragrafta koyu renkle işaretlediğim kısmı tekrar okuyun; su kaynakları artmıyor! Dolayısı ile döngüden çıkan her damla su tüm dünyadaki susuzluğu artırıyor!

Endüstriyel üretimde kullanılan sular? Her gün milyonlarcası tüketilen plastik şişe ve poşetlerin bünyesine giren ve döngüden çıkan sular? Bu konu çok daha derin…

Suyun bu denli hoyratça kullanılması, harcanması insanlardan gizlenirken sürekli kullanılan bir “kalkınma” lafı var. Kalkınma palavrası nedir? Plastik şişe sularına mahkum olmak, su üzerinden milyarlarca dolarlık cirolar yapan, suyu ticari bir mal olarak gören kartelleşmiş şirketlerin ekmeğine yağ sürmek midir? Demek öyleymiş…

Bu konu daha çook su kaldırır…

Yeni bir internet projesine başlarken yapılmaması gerekenler

1206711_41147487Gerçekleştirmek istedikleri internet projeleri ile kapımızı çalan proje sahipleri ile farklı aşamalarda yaptığımız görüşmeler ve çalışma toplantılarında (“workshop”) gözlemlediğimiz önemli bazı konuları irdelemek istiyorum.

Sunum; Hazırlıklı Olmak İyidir

Bize gelen projelerin bir kısmı oldukça iyi belgelendirilmiş durumda sunulurken, bir kısmı sadece proje sahibinin veya ortaklarının zihninde canlandığı haliyle aktarılıyor. Tabi ara durumlar da söz konusu.

Tasarımcı seviyesinde olmasa dahi; projenizi geliştirme ekibine sunarken elinizde yazılı ve/veya görsel bazı taslaklar bulunsun. Bunları hazırlamak için harcayacağınız zaman öncelikle düşüncelerinizi kristalize etmenizi sağlar ve çalışma toplantılarının verimini artırır. Bunun tersi durumda, zihninizdeki resmi karşı tarafa aktarmak için daha fazla çaba (ve zaman) harcamanız gerekir. Üstelik bunu başardığınızdan emin olamayabilirsiniz.

Projenizin ilk taslaklarında olası anlayış farklılıklarının yansımalarını görebilirsiniz. Bunu önlemenin en iyi yolu önceden bir miktar hazırlık yapmış olmaktır.

Görsel Tasarım; Taklit Yaratıcılığı Öldürür

Görsel tasarım, potansiyel ziyaretçi ve kullanıcılarınızın karşılaşacakları arabirimin görünüş ve işlevselliğini etkiler. Proje sahiplerinin çoğu benzer veya rakip internet projelerini irdeliyor ve geliştirme ekibi ile paylaşıyor. Daha az sayıda proje sahibi ise sonucun neye benzemesi gerektiği konusunda fikir sahibi değil ve tasarım ekibinin desteğini bekliyor.

Her iki yaklaşımın da olumlu ve olumsuz yanları var. Rakiplerinizin projelerini taklit etmeye çalışmak ve tasarım ekibini bu doğrultuda yönlendirmek ekibin yaratıcılığını kısıtlarken, bir başlangıç noktası, bir örnek sunmak proje sürecini hızlandırabilir.

Tamamıyla sıfır noktasından hareketle proje geliştirmek, tasarım ekibinin yaratıcılığını üst düzeyde kullanmasına olanak tanırken taslak çalışma sürecini uzatır. Ne istediğinizi en azından temel hatları ile önceden bilir ve geliştirme ekibi ile paylaşırsanız süreci kısaltabilirsiniz. Bununla birlikte, örnek olarak sunduğunuz internet web sitelerinin hangi yönlerini kendi projenize yakın bulduğunuzu spesifik olarak belirlerseniz ekibin yaratıcılığını kullanmasının da önünü açmış olursunuz.

Veritabanı Tasarımı; Geleceği Düşünün

Günümüzde geliştirilen dinamik web sitesi projelerinin tamamına yakını veritabanı destekli olmak zorunda. Geliştirme ekibi projeniz konusunda sizden aldığı geribildirimleri kullanarak projenizin temel iskeletini oluşturacak bir veritabanı yapısı kullanmayı öngörür veya yeniden kurgular.

Geliştirme ekibinin size soracağı sorularla şekillenecek olan bu yapı, projenizin kısa vadeli isterlerine yanıt verecek düzeyde olacaktır. Bu aşamada proje sahibinin gelecekteki beklentilerini ve hedeflerini ekiple paylaşması son derece önemlidir. Bu hedefler veritabanı tasarımının daha en baştan çok farklı bir biçimde kurgulanmasını gerektirebilir. Proje belirli bir aşama kaydettikten sonra “ilerisi için de şunu planlıyordum…” demek birçok şeyin sıfırdan ele alınmasını ve yeniden tasarlanmasını gerektirebilir.

Örneğin bugün sitenizin yalnızca Türkçe içeriğe sahip olmasını istiyor, ancak gelecekte farklı dillere de kolayca uyarlanabilmesini bekliyorsanız bunu baştan belirtmeniz yararlı olacaktır.

Proje Fazları; Küçük Lokmalar

Projenizi mutlaka fazlara, aşamalara ayırın. Herşeyi bir arada isterseniz projeniz hiçbir zaman hayata geçemeyebilir veya fazlasıyla uzar. Doğru strateji, bir noktadan başlayıp oradan sonra adım adım ilerlemektir.

İnternet projeleri yaşayan birer organizma gibidir. Zaman içerisinde şekil değiştirirler, gelişir ve büyürler. Ama başlangıç noktaları genellikle daha basittir. Gündelik olarak kullandığınız web sitelerinde bu durumu gözlemlemiş olabilirsiniz.

Geliştirme Ekibi; İş Ortağınız

Bir internet projesi için geliştirme ekibi seçmek, raftan bir ürün satınalmak kadar basit bir süreç değildir. Siz, geliştirme ekibiniz ve projeniz arasında bir bağ kurulur ve proje hayatta olduğu sürece bu bağ devam eder, etmelidir.

“Yeğenim yaparım dedi ama beceremedi…”, “Liseli bir çocuğa verdik işi üniversiteyi kazandı gitti, iş ortada kaldı…”,”Parasını verdik yaptırdık, istediğimiz gibi olmadı…” cümleleri bir önceki denemelerinden ağzı yanan proje sahiplerinden duyduğumuz gerçek cümleler. Yeni bir projeye başlarken iş ortağınızın en az sizin kadar projenize sahip çıkmasını bekleyin.

Özetle… Projenizi hayata geçirecek ekiple iletişiminiz açık olsun. Aynı açıklığı onlardan da bekleyin; projenin farklı aşamalarında bilgilendirilmeyi, örnekler, çalışan taslaklar görmeyi isteyin. Projenizden beklentileriniz hakkında paylaşımcı olun, önemli detayları ve gelecek planlarınızı gizlemeyin, eğer güven konusunda sorununuz varsa gizlilik sözleşmesi talep edin.

 

Dosyalarınızı yedeklerken ve eşleştirirken yararlı bir uygulama

DirSync Pro Son yıllarda sayısal (“dijital”) ortamda saklamak zorunda kaldığımız dosyalarımızın sayısı hızla büyüdü.

Özellikle fotoğraflar artık kağıtlarda değil, bilgisayar disklerinde veya DVD’lerde saklanıyor.

Bu verilerin gündelik olarak kullanılan bilgisayarınız dışında bir başka ortamda (harici disk, usb bellek, DVD vb.) da saklanması son derece önemli. Tavsiyem en az iki farklı yedeğinizin olmasıdır.

Yedeklemede en önemli sorunlardan biri; bilgisayarınız üzerinde sürekli olarak düzenlediğiniz, güncellediğiniz, ayıkladığınız, yenilerini eklediğiniz sayısal verilerinizi (diyelim ki fotoğraflarınızı) yedek için kullandığınız harici ortam üzerinde senkronize tutmak.

Bu amaçla DirSync Pro isimli yazılımı öneririm size. Bir kaynak (source) ve hedef (target) seçiyorsunuz, sizin için tüm verileri her iki ortamda da senkronize ediyor veya isterseniz birinden diğerine olmayan dosyaları aktarıyor. Aslında programın geniş bir özellikle seti bulunuyor.

DirSync Pro bir özgür yazılım projesi, tamamıyla açık kaynaklı ve üstelik ücretsiz. Mutlaka deneyin.